CEVİZİ SEVEN SİNCAPLAR
Sincap, minik sivri tırnakları sayesinde ağaçlara tırmanabilir. Bir dalın üstünde koşabilir, baş aşağı sallanabilir ve o şekilde ilerleyebilir. Özellikle gri sincaplar bir ağacın en uçtaki dalından 4 metre uzaktaki bir başka ağacın dalına rahatlıkla atlayabilirler. Havada uçarken de kollarını ve bacaklarını açarak adeta bir planör gibi hareket ederler. Bu esnada yassılaşan kuyrukları ise hem dengelerini sağlar hem de yönlerini ayarlayan bir dümen görevi görür. Hatta kendilerini 9 metre yükseklikten boşluğa bırakıp dört ayaklarının üzerine yere yumuşak iniş yapabilirler.
Şimdi şu sevimli sincapların neler yaptığını bir kere daha düşünelim... Artık siz de biliyorsunuz, sincaplar bir ağaçtan diğerine düşmeden ve yuvarlanmadan atlayabilmek ve üstelik atlarken incecik dalları hedefleyip tam üstüne tutunabilmek gibi hareketleri bir sirk cambazı ustalığıyla yapabilirler.
Hiç kuşkusuz bu sevimli hayvancıkları sahip oldukları bu özelliklerle birlikte yaratan ve onlara bu özelliklerini kullanmayı öğreten içgüdüleri hızla gelişir
Üstelik sincaplar yüksek ağaçların tepelerinde yetişen ceviz, kestane, fındık ve çam fıstığı gibi sert kabuklu besinlere ulaşabilmek için gereken bütün yeteneklere ve fiziksel özelliklere sahiptirler.
Sincaplar kışın yemek bulmakta çok zorlanırlar. Bu yüzden yaz aylarında kış için yiyecek biriktirirler. Sincaplar kışın yiyecekleri besin maddelerini daha önceden toplayan canlılardandır. Ancak yiyecek depo ederken çok dikkatlidirler. Meyveleri ve buldukları etleri depo etmezler. Çünkü bu yiyecekler kısa zamanda bozulur, o zaman da sincaplar kışın aç kalırlar. Bu yüzden sincaplar kış için yalnızca ceviz, fındık ve kozalak gibi dayanıklı yemişleri toplarlar.

Kış için yiyecek depolayan sincaplar, çeşitli yerlere gömdükleri fındıklarını mükemmel koku duyularını kullanarak bulurlar. Öyle ki, 30 cm.'lik karın altına gizlenmiş olan fındıkların bile kokusunu alabilirler.
Yiyeceklerini keselerinde taşıyan sincaplar bunları yuvalarına götürürler. Bu inlerde birden çok yerde besin depolarlar. Fakat çoğunun yerini daha sonra unuturlar. Ancak bunun özel bir sebebi vardır. Allah bu durumu da özel olarak yaratır Sincapların unutup yer altında bıraktıkları yemişler zamanla ormanın içinde filizlenip gelişerek tekrar yeni ağaçlar oluşturur.
Bütün bunların yanısıra sincapların da pek çok canlıda olduğu gibi kendi aralarında kullandıkları haberleşme yöntemleri vardır. Örneğin kırmızı sincaplar düşman gördüklerinde kuyruklarını sallar ve heyecanlı sesler çıkarmaya başlar. Bu haberleşme yöntemlerinin dışında yüksek dallarda koşarak hareket edebilen sincaplar kuyruklarını denge sağlamak için de kullanırlar. Yönlerini de kuyruklarını çevirerek değiştirirler. Sincapların kuyrukları bir geminin dümeni ile aynı işlemi görür. Sincapların bıyıkları da dengelerini sağlamada önemli bir unsurdur. Bıyıkları kesilen sincaplar dengelerini koruyamazlar. Aynı zamanda sincaplar bıyıklarını geceleri dolaşırken etrafta bulunan nesneleri hissetmek için de kullanırlar.
Çocuklar! Sincapların bir de uçan cinsleri olduğunu biliyor muydunuz? Avustralya'da yaşayan ve boyları 45 cm. ile 90 cm. arasında değişen "uçan sincaplar"ın bütün türleri ağaçlarda yaşar. Aslında yaptıkları tam olarak uçma değildir. Bir ağaçtan diğerine uzun atlayışlar yaparak hareket ederler. Ağaçlar arasında bir planör gibi uçarak hareket eden bu canlılarda kanat yoktur, uçma zarı vardır. Uçan sincapların bir türü olan "şeker uçan sincapları"nın uçma zarı, ön bacaklardan arka bacaklara doğru uzanır; dardır ve püsküle benzer uzun tüyleri vardır. Bazı türlerindeyse uçma zarı kürklü bir deriden oluşan bir zar halindedir. Bu zar ön ayağın bileğine kadar uzanır. Uçan sincap, bir ağacın gövdesinden fırlar ve gerilmiş derinin planöre benzeyen etkisiyle bir seferde ortalama 30 m.'lik bir uzaklık aşabilir. Hatta kimi zaman arka arkaya 6 kaymayla 530 m.'lik bir mesafe alabildikleri gözlenmiştir.
Boyut olarak küçük olan hayvanlar hareket etmediklerinde hızla ısı kaybeder ve donma tehlikesi ile karşılaşırlar. Bu durumda kalın kürkleri palto görevi yapar.
Sincapların bir insanın asla sahip olamayacağı keskinlikte ve sağlamlıkta dişleri vardır. Ağızlarının ön tarafında, sert maddelerin kemirilip kırılmasını sağlayan kesici dişler, arka uzun boşlukta ise azı dişleri bulunur. Biz bir cevizi kırmak istediğimizde, oldukça sağlam bir taş veya bu iş için özel olarak demirden yapılmış bir alet kullanırız. Bu minik hayvanlar ise ağızlarındaki keskin dişlerle bu işi kolaylıkla yapabilirler.
HAVUCU SEVEN TAVŞANLAR!
Evlerimizde beslediğimiz, o bembeyaz tüylerini okşadığımız ve havuç kemirişlerini seyretmekten büyük zevk aldığımız tavşanlar hakkında da yeni bilgiler öğrenmeye ne dersiniz? Bakalım bu sevimli hayvanların hem bilmediğimiz, hem de ilginç ne özellikleri varmış:
Bir tavşanın yanına yaklaşmaya çalışırsanız ne kadar hızlı kaçtığını hemen fark edersiniz. Bu sevimli hayvanların, kafalarını eğmiş ot yerken bile o uzun kulaklarıyla düşmanlarını çok rahat fark edebildiklerini biliyor muydunuz? İşte, bu keskin işitme yeteneklerinden dolayı, kendinizi fark ettirmeden onlara yaklaşmanız çok zordur. En ufak bir sesi veya kıpırtıyı hissedip, olanca hızlarıyla kaçarlar.
Tavşanlar büyüdüklerinde 50-70 cm. arasında bir boya ulaşırlar. Arka bacakları ön bacaklarından daha uzun ve güçlüdür. Bu özellikleri sayesinde saatte 60-70 km hızla koşabilir ve bir seferde 6 metre ileriye sıçrayabilirler. Bir tavşan şehir içinde giden bir arabadan daha hızlı koşabilir.
Tüm tavşanlar yaratılıştan bu özelliklere sahip olarak doğarlar.
Sizce bir tavşana "en çok ne yemeyi seversin?" diye sorsak ne cevap verir bize? Evet, haklısınız "havuç" der (havucun gözlerimize ne kadar iyi geldiğini de unutmayalım). Peki, tavşanların yeraltında kazdıkları yuvalarda yaşadıklarını, havuçların da tam onların yerin altındaki yaşantılarına uygun şekilde yerin altına doğru büyüdüklerini biliyor muydunuz? Evet, sizin de bu sorudan anladığınız gibi havuçlar tavşanların beslenme ihtiyaçlarını karşılamalarına en uygun şekilde yaratılmışlardır.
canlılara yiyecek içecek ihtiyaçlarından başka yaşamlarını kolaylaştıracak başka birçok özellik vermiştir. Yeryüzünde farklı özelliklere sahip çeşit çeşit tavşanlar vardır. Örneğin, soğuk bölgelerde yaşayan tavşanlar genelde beyaz renklidir. Bu onların karlar üstünde fark edilmemeleri ve kolayca saklanmaları için verilen önemli bir özelliktir. Ayrıca diğerlerine göre daha büyük olan yabani tavşanların, bacakları ve kulakları daha uzundur. Çöllerde yaşayan Amerikan tavşanının ise iri kulakları vardır. Bu kulaklar tavşanın serinlemesine yardımcı olur.
Hayvanların çoğu doğada kendileri için belirledikleri bölgelerde yaşamlarını sürdürürler.Bunu insanların kendilerine ve ailelerine mahsus evlerde yaşamalarına benzetebiliriz. Hayvanlar ve hayvan toplulukları genelde diğerlerinin yaşadıkları bölgelere girmemeye özen gösterirler. Hayvanlar kendi yaşam bölgelerini belirlemek için "koku bırakma" yöntemini kullanırlar. Örneğin ceylanlar kendi bölgelerini belirlemek için uzun ince dallara ve otlara, hemen gözlerinin altındaki bezlerden salgılanan ve katran gibi kokan bir madde bırakırlar. Bu koku diğer ceylanların bölgenin bir sahibi olduğundan haberdar olmalarını sağlar. Ren geyiklerinin ise, arka ayaklarının ucunda koku bezleri vardır. Bu bezlerden salgılanan koku, bölgelerini işaretlemelerine yardımcı olur. Tavşanlar da çenelerindeki bezler ile bir koku bırakarak bölgelerini işaretlerler.
![]()

köpekler de diğer canlılardan farklı fiziksel özellikler oluşmuştur.Örneğin, köpeklerin dişlerinin sayısı bizimkinden on tane daha fazla, tam 42 tanedir. Böylece yiyeceklerini, özellikle de kemikleri rahatlıkla ağızlarında ufalayıp öğütebilirler. Ayrıca, köpekler gözlerindeki özel bir yaratılış sayesinde karanlıkta insanlardan çok daha iyi görürler. Hareketli cisimleri çok daha uzaktan algılayabilirler. Öte yandan, köpekler, bizim duyamadığımız bazı sesleri duyabildiklerinden; sesleri, insanlardan 4 kat daha uzak mesafeden fark edebilirler. Mesela köpeklere emir vermeye yarayan köpek düdüğünün sesini insanlar duymaz, ama onlar çok rahat duyabilirler.
Köpeklerin koku alma duyuları da çok güçlü yaratılmıştır. Beyinlerindeki koku alma merkezi insanlardan 40 kat daha fazla gelişmiştir. Bu nedenle köpeklerin koku alma yeteneği, insanlardan çok daha üstündür.
Siz de gördüğünüz köpekleri düşünürseniz hemen hatırlayacaksınız, köpeklerin vücutları hep yumuşak ve parlaktır. İşte, onların derilerine bu yumuşaklığı ve parlaklığı veren, derilerinde çok bol bulunan yağ bezleridir.
Koyun, kuzuyu doğurduğu an, onu diliyle temizlerken aldığı tadı ve kokuyu bir daha asla unutmaz. Bu yüzden de başka tat ve kokudaki kuzuyu yanına kabul etmez. İnsan bile hastanede kendisine başkasının bebeği verilse bunu farkedemezken, koyunun kendi yavrusunu kalabalık bir sürünün içinden yanılmadan bulması gerçekten hayret vericidir. Oysa, koyunun kendi yavrusunu tanımak için fazla zamanı yoktur, doğum yaptığı an bunu başarmak zorundadır. Yoksa o kalabalık sürüde bir daha kuzusunu asla bulamaz. Ama böyle bir sorun yaşanmaz. koyun yavrusunu doğurduğu an, tadını ve kokusunu öğrenmek için yalamaya başlar
Ayrıca, bu sevimli kuzuların en büyük özelliklerinden biri geviş getirmeleridir. Siz hiç geviş getiren bir hayvan gördünüz mü? Görmediyseniz anlatalım. Ot yiyen hayvanların bir kısmı geviş getirirler. Bu hayvanların 4 adet midesi vardır. Hayvan yemek yediği zaman besin ilk önce mideye gider, bir süre sonra tekrar ağza gelir. Hayvan tekrar çiğnedikten sonra ise diğer mideye gider. Bu işleme "geviş getirmek" denir. 
Peki, atların yaşının kesici dişlerinin aşınıp yıpranmasına göre anlaşıldığını biliyor muydunuz? Atların yediği ot, kumlu ve tozlu olduğu için dişleri zamanla aşınır. Ancak atların dişlerini çok uzun yaratılmıştır. Bu dişler çene kemiğinin çok derinlerine kadar gömülen uzun şeritler halindedir. Yani dişlerin kök kısmı bizimkilere göre çok daha derinlerdedir. Diş aşındıkça kemiğin içindeki bölüm dışarı çıkar. Hatta yaşlı atlarda dişlerin kökü diş etinin yüzeyine gelir. Her bir diş, yemek yeme kabiliyetini yitirmeden 2.5-5 cm aşınabilir. İşte biz de bu aşınmanın miktarına göre atların yaşını tahmin edebiliriz.
İşte size ilginç bir özellik daha: Atlar ayakta uyurlar! Peki nasıl olur da uyurken yere hiç düşmezler biliyor musunuz? Çünkü bacak kemiklerinin kilitlenebilme özelliği vardır. Rabbimizin verdiği bu özellik sayesinde atlar hem ayakta uyuyabilir hem de çok ağır yükleri taşıyabilirler. Oysa insanlar, oturdukları yerde uyuya kaldıkları zaman bile başlarının yana düşmesini engelleyemezler. 
Bazı günler ot ve su bulabilmek için sürü halinde 50 km yol yürüyebilirler. Fakat akşam tekrar yaşadıkları yere dönerler. Çünkü daha önce başka hayvanlar için de anlattığımız gibi, her sürü kendi için belirlediği bir bölgede yaşar.
tüm canlılar gibi zebralar da kendilerine öğretilen savunma sistemleri sayesinde yaşayabilirler. Bu savunma sistemlerinin birincisi, Allah'ın onlara doğuştan verdiği görme, işitme ve koku alma duyularının çok hassas olması sayesinde ortaya çıkar. Bu duyu organlarının hassas olması zebraların düşmanlarını çok çabuk fark edip, kaçmalarına yarar. Koşmaya başladıklarında ise inanılmaz bir hıza ulaşırlar. İkincisi, sürü uykuya daldığında bir veya iki zebranın muhtemel tehlikeleri sürüdekilere önceden haber vermek amacıyla nöbetçi kalmalarıdır..
Zebraların çoğu gizlenecek fazla yer olmayan açık otlaklarda yaşar. Bu nedenle hayatta kalabilmek için çok hızlı hareket etmek zorundadırlar. Zebraların tüm vücut yapıları bu ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yaratılmıştır. Örneğin bacakları çok uzundur, güçlü kasları ve geniş bir alana sahip olan akciğerleri vardır. Bu yüzden hiç yorulmadan ve yavaşlamadan çok uzun mesafeleri koşabilirler. Zebraların kemikleri de hafif olmasına rağmen oldukça güçlüdür. 
Ayrıca zürafalar, bir tehlike anında koşarak 55-60 km. hıza ulaşabilirler. Koşmaya başladıklarında başlarını pompalar gibi ileri geri götürür ve kuyruklarını kıvırırlar. Koşarken diğer bir özellikleri ise, diğer hayvanlar gibi ayaklarını çaprazlama atmamalarıdır. Önce ön ve arka sol, daha sonra ön ve arka sağ ayaklarını kullanarak koşarlar. Aslanların bu yüzden zürafayı yakalayabilmesi çok zor olur.

Ayrıca, filler hortumlarını yıkanmak için su, toprak banyosu yapmak için de toz püskürtmek amacıyla kullanırlar. Ancak, yavrular yeni doğduklarında hortumlarını kullanmayı beceremezler. Hatta bazen hortumlarına basıp düşerler. İnsanlar, onların bu hallerini çok komik ve sevimli bulurlar. Fakat, minik yavruların hotrumlarına basıp düşmekten hoşlandıkları söylenemez. Anne fil, 12 yıl boyunca yavrusunu hiç yanından ayırmaz. Altı ay boyunca hiç bıkmadan, sıkılmadan yavrusuna hortumunu kullanmayı öğretir.
Fillerin diğer bir özelliği ise büyük hayvan avcılarını ve hayvan bilimcilerini uzun süre şaşırtmıştır. Bu özellik, fillerin karınlarının guruldamasıdır. Fillerin karınları guruldarken çok yüksek sesler çıkarır. Ancak insanları şaşırtan, fillerin karınlarından gelen seslerin yüksekliği değil, fillerin bu gürültüleri kontrol edebilmesidir. Aslında fillerin çıkardığı bu gürültülerin sindirimle hiçbir ilgisi yoktur. Bu sesler, fillerin arkadaşlarının yerini anlamak için karınlarından çıkardıkları seslerdir. Ancak, daha da ilginci, filler bir tehlikeyle karşılaştıkları zaman hemen sessizleşirler. Tehlike geçtikten sonra ise sesler yeniden başlar. Böylece, filler 4 km uzaklıktan bile birbirleriyle haberleşebilirler. 




