bilgi-dŁnyam
  MASON 2
 

  BÖLÜM 6

                   
 YENİDEN YAPILANMA DÖNEMİ

Fransa Kralı IV. Philippe'in Tapınakçıları ortadan kaldırmak üzere harekete geçtiği dönemde tarikat, yok edilmesi neredeyse imkansız bir hale gelmişti. Fransa'daki mahkemeler ahtapotun sadece bir kolunu kesmişti; diğer kollar yaşamaya devam ediyordu. Şövalyelerin yoğun bir şekilde bulunduğu İspanya, Portekiz, İngiltere, Almanya, Rodos, Kıbrıs gibi Philippe'in kontrolü dışındaki bölgelerde ciddi bir baskıya veya takibata uğramamışlardı. Bunun çeşitli sebepleri vardı: Fransa'yla siyasi rekabet, Papa'nın Fransa Kralı'nın etkisi altında olduğuna dair inanç, Tapınakçılarla kurulmuş olan hassas maddi ve siyasi ilişkiler, farklı kiliseler ve tarikatlar arasındaki çekişmeler ve en önemlisi, şövalyelerin yaptıkları hazırlıklar, Philippe'in ve Papa'nın başlattığı operasyonun diğer ülkelerde gereği gibi neticelenmesini engellemişti.

Göstermelik mahkemeler sözde tövbe eden biraderleri aklamış, büyük bir kısmı da farklı tarikatlara girerek kendilerini kurtarmayı başarmışlardı. Almanya, Macaristan gibi ülkelerde tarikat neredeyse tamamen suçsuz bulunmuştu. Ancak, herşeye rağmen, çok rahat oldukları da söylenemezdi. Çünkü Kilise, ne kadar itibar kaybetmiş olsa da hala belirli bir siyasi güce sahipti. Diğer taraftan, etkin bir tarikat olan Hospitaller de Tapınakçıların mallarını ele geçirmek için acele ediyorlardı. Neticede, şartların ağırlığı karşısında Tapınakçılar yeraltına çekilmeye karar verdiler.


Şövalyeler Fransa'da aldıkları darbeyi kısa sürede telafi edecek yeni bir yapılanmanın temellerini atmakta zorlanmadılar. Gizlilik unsuru bundan sonra daha ön plana çıktı; bütün işlemlerinde ketumiyete, sembolizme ve gizliliğe yöneldiler. (üstte) 
Şövalyeler, yıllar boyunca geliştirip güçlendirdikleri organizasyon sayesinde, Fransa'da aldıkları darbeyi kısa sürede telafi edecek yeni bir yapılanmanın temellerini atmakta zorlanmadılar. Bu olay tarikat için yeni bir tecrübeydi. Gizlilik unsuru bundan sonra daha ön plana çıktı; göz önünde yürüttükleri mücadeleyi yeraltına çekerek haberleşme dahil olmak üzere bütün işlemlerinde ketumiyete, sembolizme ve gizliliğe yöneldiler. Yeni bir yapılanma sürecine giren Tapınakçıların bu dönemdeki konumlarını özetlemek gerekirse:

* Finans konusunda halen dönemin en büyük gücü konumundadırlar. Kara paraya ulaşmanın yöntemlerini bilen ve Yahudi tefecilerle iş birliği yapan şövalyeler, bir kısım gayrimenkullerini ve Kilise'nin sağladığı ayrıcalıklarla elde ettikleri gelirleri kaybetmiş olsalar bile, Fransa dışında, finansal ilişkilerini hala sürdürmekte ve hazinelerini korumaktadırlar.


Tapınakçılar, Almanya'da 'Gül-Haç' örgütünün temellerini attılar. 
* Alanlarında uzmanlaşmış yönetici kademesindeki şövalyelerin büyük bir kısmı görevinin başındadır. Fransa'da sadece 620 kişiyle sınırlı kalan kayıplar, 20 bin (belki çok daha fazla) kişilik tarikata fazla bir etki yapmamıştır; organizasyon yerli yerinde durmaktadır.

* Tarikat, sadece bankacılık değil, gemicilik, inşaat, ticaret, madencilik gibi sektörlerde de dönemin en güçlü organizasyonunu elinde tutmakta ve çok deneyimli bir kadroyu yönetmektedir.

* Şövalyeler, mevkileri sayesinde bütün önemli devlet ve Kilise sırlarına vakıftırlar ve gerektiğinde kendi çıkarları için bunları kullanmaktadırlar. Yeraltına çekildikleri için, önceki bölümlerde incelediğimiz mafya yöntemlerini, artık daha rahat uygulayabilmektedirler.


Tapınakçılar İngiltere'de de masonluk örgütünü kurdular (üstte) 
Görüldüğü gibi, Kilise'nin resmi belgelerinde ortadan kalkmış gibi görünseler de, Tapınakçılar aslında bütün güçleriyle varlıklarını sürdürüyorlardı. Ancak bu sefer daha sinsi, daha gizli, daha karanlık, daha organize ve daha tehlikeli bir hale gelmişlerdi. Önceki dönemde canlı bir düşman olarak ortada dolaşan şövalyeler, şimdi izlerini kaybettirmiş, yeni kılıklara ve kimliklere bürünmüş, gizli organizasyonlar kurarak intikam ve hakimiyet planları yapmaya başlamışlardı.

Bu aşamada Tapınakçılar iki farklı yöntem benimsediler: Birincisi, İskoçya, Portekiz, Almanya, Hollanda gibi siyasi otoriteyi kontrol edebildikleri ülkelerde, farklı bir kimlik altında ama yine Kilise ve krallığa bağlı kalarak faaliyetlere devam etmek ve böylece ticari ve siyasi imtiyazlar elde ederek güçlerini artırmaktı. Bu girişim büyük bir başarıya ulaştı: Deniz ticareti ve buna bağlı sömürgecilik faaliyetlerini söz konusu ülkelerde doruk noktasına çıkardılar. Sömürge şirketleri sayesinde Avrupa ticaretinde büyük bir güç haline geldiler. Özellikle borsalarda sömürgelerden gelen mallarla ilgili olarak yaptıkları spekülasyonlarla, köle ticaretiyle ve korsanlıkla karanlık sermayelerini artırmaya devam ettiler.

Tapınakçıların ikinci yöntemi ise, hem ideolojilerini yayabilecekleri hem içinde rahatça gizlenebilecekleri hem de yeni üye kaynağı olarak kullanabilecekleri örgütler kurmaktı. Bu amaçla Almanya'da 'Gül-Haç', İngiltere'de masonluk örgütünün temellerini atarak tarikatı kısa sürede güçlü bir yeraltı organizasyonuna dönüştürdüler.
 
 
                                           BÖLÜM 7

                      PORTEKİZ TAPINAKÇI KRALLIĞI

Tapınakçılar, Fransa'daki olaylardan sonra faaliyetlerini iki merkezde odaklandırdılar. Bunların başında Portekiz gelmektedir. Masonluğun anavatanı olan İskoçya ana üs gibi gözükse de, Tapınakçıların ticari merkezi, para kaynağı ve yönetim makamı Portekiz olmuştur.

Portekiz, bir bakıma Tapınakçılar tarafından kurulmuş bir ülkedir. 1128 yılından itibaren bu ülkede yerleşmeye başlayan ve etkin hale gelen tarikat, aynı zamanda ülkenin askeri ve ticari gücünü de kontrol etmeye başladı. 1128'de Portekizli Teresa, Fonte Arcada bölgesini kendilerine hibe ederek şövalyelere her türlü kolaylığı sağladı. Buna karşılık Tapınakçılar da, verdikleri destekle güçsüz ülkenin topraklarını genişletmesinde ona yardımcı oldular. Hatta, genişleme dönemi boyunca işgal edilen toprakların belirli bir kısmı da tarikata bırakıldı. 1160 yılında inşa edilen ve günümüze kadar gelen Tomar Kalesi tarikatın Portekiz'deki merkeziydi.


Tapınakçıların Portekiz'deki merkezi Tomar Kalesi 
(Portekiz Kralı Alfonso yalnız Tapınakçılara değil, Sistersiyan tarikatına da özel bir ilgi göstermiştir. Aziz Bernard'la yazışmış ve ülkesinin kapılarını tarikata açmıştır. Büyük manastırlar ve kiliseler inşa ettirmiş, geniş topraklarla birlikte tüm bunları Sistersiyanlar'ın kontrolüne vermiştir. Sistersiyan tarikatı önceki bölümlerde de gördüğümüz gibi, dönemin dini konulardaki en güçlü kişiliklerinden birisi olan Aziz Bernard'ın bağlı olduğu bir tarikattır. Çok katı fakirlik ve münzevilik kuralları olan bu tarikat, bozulmuş Kilise kurumları içinde, dürüst ve doğru bir tarikat olarak ünlenmiş ve birçok soylu bu tarikata katılmıştır. Dönemin papalarından bir kısmı da bu tarikatta yetişmiştir.27


Portekiz Tapınakçı Kalesi 
1294 yılında, Tapınakçıların girişimiyle, Portekiz ve İngiltere arasında, iki ülkeye de büyük ticari ve askeri güç kazandıracak olan Windsor Anlaşması imzalandı. Fransa'da başlayan Tapınakçı karşıtı olaylar, Portekiz'de o kadar etkili olmamıştı. Kastilya'da ve Kral Dinis'in yönetimindeki Portekiz'de tarikat suçsuz bulunmuş, böylece İberya'da varlıklarını sürdürmeye devam edebilmişlerdi. Bu arada tarikata yönelik baskı ve muhalefet de varlığını sürdürüyordu. Bu yüzden şövalyeler, kendilerini bu baskı ve takipten kurtaracak bir plan üzerinde Kral Denis'le anlaştılar. Ortak plana göre, tarikat görünürde ortadan kaldırılacak fakat başka bir isim altında Portekiz kralına bağlı olarak yeniden kurulacaktı. Böylece Tapınakçıların sahip oldukları mülkler de Kilise'nin kontrolüne geçmeden şövalyelerin elinde kalabilecekti. Yine bu plan sayesinde, tarikatın Kilise'nin değil kralın buyruğuna uyması sağlanacaktı. Portekiz'deki Tapınakçılar, bu tarihten itibaren adlarını "İsa Tarikatı" olarak değiştirdiler. Artık, kanunsuz faaliyetlerini kralın güvencesi altında yürütebileceklerdi.


Kral Henry, Portekiz krallarının Tapınakçı üstad olmalarını gelenek haline getirmişti.
Kralın kontrolü altında olmak, şövalyeler açısından daha karlıydı. Çünkü bu sayede eskisi gibi Kilise'nin dini kurallarına uymak zorunda da kalmayacaklar, daha serbest davranabileceklerdi. Nitekim kısa bir süre sonra eski tarikat kurallarını yavaş yavaş terk etmeye başlamışlardı. Ayrıca eskiden elde edilen gelirden Kilise'ye aktarılan büyük pay da, Tapınakçılara kalıyordu. Böylece kralın koruması altında daha serbest, daha zengin ve daha sapkın bir cemiyet oluşmuştur:


Vasco De Gama da Tapınakçıydı. 
Tapınakçılar tarikatı, Fransa'da Kral IV. Philippe tarafından feshedildikten, malları kamulaştırıldıktan ve üyeleri Papa V. Clement'in tasdik ve otoritesiyle takibata uğrayıp sürüldükten sonra, "İsa Şövalyeleri" adı altında geliştiği Portekiz'de yeniden eski gücünü kazanmıştır.28

Fransa'da kendilerine karşı büyük baskı olmasına rağmen, İspanya ve Portekiz'de rahat bir ortam bulan, yeni isim ve yeni yönetim altında rahatlayan Tapınakçılar bu imkanları genişletmeye başladılar. Bu uygun koşullarda, Tapınakçıları yeniden kazanmayı isteyen Papa XII. John 1319'da, İsa Tarikatı'nı onayladı. Böylece tarikatın İspanya, İtalya, Almanya ve eski yuvaları olan Fransa'ya yayılması için gerekli zemin oluşmuştu. Büyük bir askeri, mali ve lojistik güç olan Tapınakçıları elinden kaçırmak istemeyen Kilise, aynı zamanda İspanya'da Müslümanlara karşı savaşacak bir silah kazanıyordu. Basit bir pişmanlık töreni Tapınakçıların geri dönmeleri için yeterli olmuştu.

Şövalyelerin, Tomar'daki dahil, bütün malları İsa Tarikatı'na devrolunmuş; üstadlığa da, Avis bölgesinin eski Tapınakçı üstadı Gil Martins getirilmişti. Tapınakçılar, bu tarihten itibaren güçlerini giderek artırıp yeni kaynak arayışına yöneldiler. Denizcilik bilgisi ve yüzyıllardır kurdukları bağlantılar sayesinde Portekiz'i büyük bir deniz gücü haline getiren şövalyeler, sömürgecilik faaliyetlerine başlamak için gerekli alt yapıyı oluşturdular. Denizcilik faaliyetleri "Denizci" lakaplı Kral Henry zamanında büyük bir hız kazandı. Kendisi de bir Tapınakçı ve tarikat yöneticisi olan Henry, Portekiz krallarının Tapınakçı üstad olmalarını gelenek haline getirdi. 29


Örgüt, taşıdığı sembolik anlam nedeniyle 'masonluk' adını almıştır. 
Yeni kurulmuş küçük bir krallık olan Portekiz, bu tarihten başlayarak, Tapınak Şövalyelerinin yönettiği, dönemin en güçlü ülkelerinden biri oldu. Sömürge faaliyetleri sayesinde, Afrika'dan Hindistan'a, Çin'den Malezya'ya, Kanarya Adaları'ndan Brezilya'ya kadar uzanan büyük bir sömürge imparatorluğu kuruldu. Vasco De Gama gibi Tapınakçı kaşiflerin öncülüğünde, yeni topraklar ve yeni ticaret yolları keşfedildi. Şövalyeler de, bu arada, büyük bir zenginliğe kavuştular: 30

...İlerki işgalleri ve keşifleri teşvik etmek için, keşfedecekleri bütün toprakların bağımsız mülkiyeti onlara verilmişti.31


Londra Büyük Locasının kuruluş amblemi
Söz konusu para, tarikatın alışık olduğu kara paraydı. Tapınakçılar, masum, korumasız yerel halkı ya öldürüyor ya da köle yapıyor, sonra da bu bölgelerin bütün zenginliklerini gasp edip Avrupa'da pazarlayarak para kazanıyorlardı. Uyuşturucu ticareti yapmaktan da çekinmeyen şövalyeler, bu organizasyon sayesinde örneğine günümüzde bile zor rastlanacak uluslararası bir suç karteli oluşturmuşlardı. Yine aynı dönemde rüşvet karşılığında, evlenme ve mal edinme hakkına kavuşan Tapınakçılar, istedikleri düzenin temellerini atmış, çatısını kurmuşlardı:

Bu yurt dışı seferleri tarikatın askeri tabiatını canlı tutarken, ahlaki disiplini azaltmaktadır. 1492'de Papa VI. Alexander, şövalyeler arasında metres ilişkisinin yaygınlığından şikayetle, kanuni evliliğin çok daha iyi olduğunu öne sürerek bekarlık yeminini evlilik saflığıyla değiştirmiştir. Tarikat daha az dindar fakat daha çok seküler bir hale gelmiş ve gittikçe bir kraliyet kurumu görünümü almıştır... Lizbon'lu birader Antonius, bir reform olarak, tarikata bağlı şövalyeler arasında dinsel hayatın tamamen ortadan kaldırılmasını sağlamıştır.32


Londra Mason Locasının dış görünüşü 
Tarikat, yeni reformlarla birlikte, girme serbestisinin yalnız zenginlere ve soylulara tanındığı; amacı, ticari ve siyasi başarı sağlamak ve Kilise'nin kanunlarını kapitalizme uygun olarak yeniden düzenlemek olan bir örgüt haline geldi. (Temelleri yüzyıllar önce Kutsal Topraklarda atılan bu fikirler, masonluğun genel fikri çerçevesini de belirlemiştir.)

Tapınakçılar, Portekiz'deki büyük deneyimleri üzerinden kapitalist hayata geçerek güçlerinin doruğuna ulaştılar. Aynı dönemde, özellikle Reform hareketlerinden sonra Kilise'nin güç kaybettiğini bilen ve bu süreçte etkin rol oynayan şövalyeler, kraliyet kurumlarıyla kurdukları ilişkilere de ağırlık verdiler.

Tapınakçılar, Kilise'yle beraber, onun denetimindeki şövalye tarikatlarının da gücünü ve etkisini kaybettiğini görmüşlerdi. Bu aşamada, tarikatın dindar görünümü olmayan ama aynı işlevi gören bir ikizini oluşturmayı kararlaştırdılar. Böylece, tarikat yoluyla elde ettikleri iş gücü imkanlarını ve siyasi-ticari bağlantıları, soyluların kontrolündeki bu yeni örgüt üzerinden sürdürebilecek ve ideolojilerini daha rahat yayma fırsatı bulacaklardı.

Temelleri İngiltere'de atılan bu örgüt, taşıdığı sembolik anlam nedeniyle 'masonluk' adını almış, günümüze kadar gelen en etkin ve en tehlikeli güçlerden birisi olmuştur


                               TAPINAKÇI MASON BİRADERLER

Fransa'dan kaçan Tapınakçılar, güvenli sığınak bulma konusunda fazla sıkıntı yaşamamışlardı. Aslında, Fransa hariç bütün Avrupa'da, kimlik değiştirerek faaliyetlerine kaldıkları yerden devam etmişlerdi. Ticari konularda hiçbir zorlukla karşılaşmamış, özellikle dönemin en önemli ticari kurumları olan loncalara sızarak tecrübeleri sayesinde yeni bir güç kaynağı ele geçirmişlerdi.

Şövalyeler, işleri gereği loncalarla zaten uzun yıllar boyunca iç içeydiler. Tarikat, inşaat, ticaret, hayvancılık ve tarımla uğraştığı dönemlerde loncaların kurulmasında ve gelişmesinde önayak olmuştu. Lonca mensupları, aralarındaki iş birliği ve düzenli örgütlenme sayesinde, belirli bir bölgede, belirli bir konuda tekel oluşturuyor, fiyat belirliyor ve üyelerine çeşitli imtiyazlar sağlıyorlardı. Mesela, yün ticareti yapanlar bir lonca oluşturuyor, o bölgenin yünlerini üretiyor ve pazarlıyorlardı. Böylece kısa sürede güçleri artıyor ve daha geniş bir bölgeyi kontrol eden tekel haline geliyorlardı.

Lonca birlikleri, maddi güçleri oranında, faaliyet yürüttükleri kasabanın veya şehrin yönetiminde de yer alıyorlardı. Özellikle 13. yüzyıldan itibaren lonca mensupları toplumda önemli mevkilere yükselmiş, bu birliklere üye olmak, insanlara sosyal statü kazandırmıştı:


Fransa'dan kaçan Şövalyeler, çeşitli loncalar içinde, duvarcı yani mason loncasını kendi amaçlarına daha uygun gördüler. 
Lonca, üretim kalitesi, miktarı ve fiyatlar üzerinde tam bir yetkiye sahip bölgesel tekeldir. Ortaçağ'ın son dönemlerinde loncalar, şehirlerde kendi üyeleri için en güçlü ekonomik ve politik mevkileri kazandı.33

13. yüzyıldan itibaren, Batı Avrupa'da, kasaba veya şehrin en zengin ve en etkili vatandaşlarını bünyesinde toplayan tüccar loncaları, birçok yerel yönetim tarafından resmen tanınmıştı. Daha geniş bölgelerde ise, tüccar loncalar tarafından sıklıkla büyük lonca merkezleri (Guildhall) kurulmaktaydı. Üyelerinin hem şehirlerarası ve denizaşırı hem de yerel bölge ticaretindeki karlarını yönetmeye ve korumaya başlayan loncalar, yiyecek, giyecek ve diğer hammaddelerin dağıtım ve satışını kontrol ediyor, çoğu kez de güçlü tekeller oluşturuyorlardı.34

Kaçak Tapınakçılar, ticaret, inşaat, sanayi gibi konularda edindikleri tecrübe ve bilgileriyle, bu birliklere kolayca sızarak üstad zanaatkarlar olarak en üst mevkilere yerleştiler. Loncalar, şövalyelere hem istedikleri korumayı hem de güçlenme imkanı veriyordu. Böylece, Fransa kralının ortadan kaldırmaya çalıştığı örgüt, farklı ülkelerde yerleşik biraderlerle bağlantıyı da koruyarak, yeniden canlanma imkanı buldu.

Bu dönemde şövalyeler, Portekiz'den sonra ilgilerini İngiltere'ye yönelttiler. Bunun çeşitli sebepleri vardı: İlki, tarikatın Fransa'dan sonra en fazla örgütlendiği, en iyi tanıdığı ve en rahat hareket ettiği ülke, İngiltere'ydi. İkincisi, İngiltere'de birçok soyluyla akrabalık bağlarına ve etkili himayedarlara sahiptiler. Üçüncüsü, Fransa'da yaşanan baskı ve infazlar İngiltere'de yaşanmamış, tarikatın suçları örtbas edilmişti. Son olarak, Katolik Kilisesi'nin otoritesini tanımayan İskoçya Kralı Bruce, şövalyelere kapısını açmış ve her konuda onlara destek olmuştu. Şövalyeler de bütün imkanlarıyla Bruce'u desteklemiş ve üç yüzyıl boyunca güven içinde yaşayabilecekleri bir vatana kavuşmuşlardı.


York Riti amblemi, Şövalyeler, masonluğun York Ritiyle birleşmişlerdir. 
İngiltere'nin Tapınakçı tarihi açısından asıl önemi, masonluğa geçişin bu ülkede başlamasıdır:

"Tapınakçı banka sistemi, Rönesans boyunca geliştirilen bankacılık sisteminin temeli olmuştur. Ortadan kaldırıldıktan sonra yeniden dinsel bir kurum olarak ortaya çıkmayan şövalyeler, masonluğun York Ritiyle birleşmişlerdir.35

Daha önce de anlattığımız gibi, şövalyelerin dünya hakimiyetini ele geçirmekte önem verdikleri iki konu vardır: Birincisi, her türlü yöntemle maddi güce ulaşmaktır; çünkü maddi güç, beraberinde hakimiyeti de getirmektedir. Bir o kadar önemli ikinci konu ise, tarikata yeni üyeler bulup sapkın düşüncelerini yaygınlaştırmaktır. Ticari alandaki yatırımlarını ve tecrübelerini arkalarına alan şövalyeler, Kilise güvencesiyle kurdukları tarikat merkezlerine kolayca yeni üyeler bulup bunları istedikleri gibi yönlendirebiliyorlardı. Bu imkanlar ortadan kalkınca, Tapınakçılar yeni üye kaynakları bulma çabasına girdiler. İşte bu aşamada, lonca teşkilatı, tarikata istediği imkanları sunan bir kaynak olarak benimsendi.


Şövalyelerin Kutsal Topraklarda öğrendikleri ezoterik inançlar, eski Mısır gizemciliği, Pisagorculuk ve Yahudi mistisizminin kaynağı Kabala öğretisinden türemişti. Bu batıl inanışa göre, çeşitli sayıların, geometrik şekillerin, sembollerin ve tılsımların doğaüstü güçleri kontrol etme özelliği vardı.
Şövalyeler, çeşitli loncalar içinde, duvarcı yani mason loncasını kendi amaçlarına daha uygun gördüler. Bunun çeşitli sebepleri varsa da en önemlisi, şövalyelerin Kutsal Topraklarda öğrendikleri ezoterik inançlardı. Eski Mısır gizemciliği, Pisagorculuk ve Yahudi mistisizminin kaynağı Kabala öğretisinden türeyen batıl inanışlara göre, çeşitli sayıların, geometrik şekillerin, sembollerin ve tılsımların doğaüstü güçleri kontrol etme özelliği vardı. Ve hatta bu formüllerin, Hiram Usta ve çok sayıda duvarcı tarafından Süleyman Mabedi'nde kullanıldığına da inanıyorlardı.

Nitekim şövalyeler de, Kutsal Topraklarda öğrendikleri bu bilgilere dayanarak, başta Tomar Kalesi olmak üzere inşa ettikleri şatolarda gizemli geometrik formları, sayısal formülleri ve sembolleri kullanmış, böylece karanlık güçlerin, dünya hakimiyetini kurmakta kendilerine yardım edecekleri gibi batıl bir düşünceye inanmışlardır. İşte bütün bu birikim, tarikatın mason loncalarına yönelmesine yol açmıştır. Bu süreç masonların kendi tarihi kaynaklarında şu şekilde anlatılmaktadır:


Tapınakçılar Paris'te, Londra'da ve birçok Avrupa şehirlerinde Bizans stili kiliseler inşa etmeye başladılar. Buralara şövalyelerin "Commanderie"leri yerleşti. Bunlar hürmasonların özünü teşkil etti. 
İşte, bizim Tapınak Şövalyeleri kendi tarikatlarında sahip oldukları ruhani ve bedeni hürriyetten istifade ederek, celb'ettikleri bilumum mason ve inşaat işçilerine bu gibi bir hürriyeti vermeyi taahhüt etmekteydiler. Yegane şart, bunların mesleki bir imtihandan geçmesi ve kabul olunmasıydı. Ayrıca, bunlar, mesleklerine ve üstadlarına sadık kalacaklarına dair bir yeminle bağlanmaktaydılar. Kudüs Kırallığında masonların hür olarak çalışabileceklerine dair haber bütün Avrupa'da yayılınca, mukaddes topraklara doğru büyük bir akın başladı. Oraya yerleşenlerin aileleri çoğaldı. Ölenlerin cesetleri de şövalyelerinkilerle yan yana toprağa verildi. Günlük hayatlarını da şövalyelerin yanında sürdüren masonlar, mesleki ve felsefi tekrislerini de bunlardan aldı. İkinci Haçlı Seferi sona erince, birçok Avrupalı memleketlerine iade olundu. Tapınakçılar, Kudüs'teki tesislerini muhafaza etmekle beraber, Avrupa'ya da yerleştiler ve Paris'te, Londra'da, Segovia'da ve birçok Avrupa şehirlerinde Bizans stili kiliseler inşa etmeye başladılar. Buralara şövalyelerin "Commanderie" leri yerleşti. Londra'daki mabedin Kommandörü, Kudüs'ten getirttiği masonlara Fleet Street'teki kiliseyi inşa ettirdi ve bunlar Londra'daki hürmasonların nüvesini teşkil etti. Tapınakçıların en mühim tesisi şüphesiz ki Pariste'kiydi. Bu tesis, VI. Louis isimli Fransa kralından ruhi ve bedeni her türlü imtiyazı aldı. Burada çalışan bütün masonlar, hürmason imtiyazına sahipti... Bu arada, Büyük Üstad'ın yakılması sırasında, birçok hürmasonun kendisinin yardımına yetişmek istediği, fakat bunların, silahsız olduklarından, aynı yerde yakıldıkları rivayet olunur. 30-40.000 Tapınak Şövalyesinin ve bunlarla çalışan hürmasonların bundan sonra ne oldukları tam olarak bilinmemektedir. Bunların, himaye ettikleri hürmason localarında gizlendikleri ve Fransa'yı terk edip İngiltere'ye kaçtıkları söylenir. Bunların bir kısmı, İskoçya'da Kilwinning Hürmasonlar Locası'nı kurdu. Bu locanın, İskoçya Locası'nın matrikülünde 0 numara ile kayıtlı olduğu söylenir. Hürmasonluğun perdesi arkasında, Tapınakçı Tarikatı yeniden kuruldu ve İskoçya kıralı Robert Bruce'un himayesine mazhar oldu. Bu himaye Stuart hanedanı tarafından da devam ettirildi.36


Tapınakçılar, sistemlerini yakından tanıdıkları mason loncalarını ele geçirmede, kendi felsefe, inanç ve ritüellerini loncalara kabul ettirmekte fazla bir zorlukla karşılaşmadılar. 
Aynı süreç, mason teşkilatının yayınladığı bir dergide ise şu şekilde anlatılmaktadır:

Bazı Tampliye (Tapınak) Şövalyeleri mason kılığına girer ve masonların arasına karışarak hayatlarını kurtarır. Bazıları, ülke dışına kaçabilmek için masonlara verdikleri 'Laissez Passer'leri kullanır. Bir kısım Tampliye İspanya'ya geçerek, Caltrava, Alcantara, Saint Jacques de I'Epee tarikatlarına katılır, diğer bir kısmı da, Portekiz'e geçip Ordre du Christ örgütüne dönüşür. Başka bir grup, Roma-Germen İmparatorluğu'na geçip Toton Şövalyelerine katılır. Oldukça büyük bir grup Hospitaliyelere iltihak eder. İngiltere'deki Tampliyeler bu olay sırasında önce tutuklanarak sorguya çekilir, ancak hemen serbest bırakılırlar. Hatta bazı ülkelerde haklarında hiçbir işlem yapılmaz.

Tampliyeler, 1804 yılına kadar, yani Bernard-Raymond Fabre Palabrat de Spolete bu tarikatın yeniden büyük üstadı oluncaya kadar, tarih sahnesinden çekilmiş görünür. Bu kişinin 1814'de yaptığı tesadüfi keşif çok ilginçtir. Spolete, 1814 yılında Paris'te, Seine nehri kıyısındaki sahafların tezgahlarında bir el yazmasına rastlar. Grekçe el yazmasında Yuhanna İncili'nin bir tefsiri yer almaktadır. İncil'in son iki kısmı yoktur. Onun yerine üçgenlerle ayrılmış bazı açıklamalar bulunmaktadır. Bu kısımları dikkatle tetkik ettiğinde, bunun Tampliyelerin 5. büyük üstadı Bertrand de Blanchefort (1154)'den başlamak üzere, 22. büyük üstadı Jacques de Molay'a ve devamla, 23. büyük üstad Larmenius de Jerusalem (1314)'den Claude-Mathieu Radix de Chevillon (1792)'a kadar uzanan bütün Tampliye büyük üstadlarını kapsayan bir liste olduğunu anlar. Bu belgeden, Jacques de Molay'ın büyük üstadlık görevini Larmenius de Jerusalem'e vasiyet ettiği varsayılır. Bu da Tampliyelerin hiçbir zaman ortadan kalkmamış olduğunun kanıtı sayılır. Nitekim, günümüzdeki Tampliyeler aynı zamanda birer hürmasondur.37


Kiliseler, kaleler ve Tapınakçıların gizli buluşma mekanları operatif localarda kayıtlı bulunan duvarcılar tarafından inşa edilmiştir. Kilise duvarının üzerine inşe edilen duvarcı ustası heykellerinin arasına şeytan heykelleri serpiştirilmiştir. 
Tapınakçılar, sistemini yakından tanıdıkları mason loncalarını ele geçirmekte, kendi felsefe, inanç ve ritüellerini loncalara kabul ettirmekte fazla bir zorlukla karşılaşmadılar. Loncalarda çırak-kalfa-üstad hiyerarşisiyle yapılan sınıflandırma, zanaat koluyla ilgili sır saklama geleneği ve inşaatların sözde dinlerle olan sembolik ilişkisi şövalyelerin işini kolaylaştırmış; loncalar, kısa bir süre sonra tamamen kimlik değiştirerek mesleki olmaktan çok, karanlık fikirlerin yayıldığı, siyasi komploların planlandığı birer Tapınakçı merkezi haline gelmiştir.

Masonlar tarafından kaleme alınan temel eserlerde bu tarihsel birlikteliğin daha çok sembolik özelliklerine yer verilirken, masonluğun Tapınakçılardan miras aldığı karanlık özellikler geri planda tutulmuştur. Bir kaynakta şu bilgilere yer verilmektedir:

Le Forestier, konuyu yakından takip etmiştir ve vardığı sonuçlar, bugün için tartışma götürmez gibi görünmektedir. Tapınakçıları masonluğun atası durumuna getiren ilk belge, 1760 tarihli bir Strasbourg el yazması olup, gizli ilimlere ilgilerini hiç de gizlememektedir. Bu belge, efsanenin kökenini ortaya koymakta, yani, tarikat sırlarının Jacques de Molay'dan çağdaş masonluğa kadar aktarıldığını göstermektedir. Le Forestier'ye göre, Alman Rose-Croix'larının (Gül-Haçların) etkisi şüphesizdir; fakat "bunların, masonik geleneğe ve sırra, bir gizlilik ve özellikle bir kapalılık atfetmek suretiyle, yeni bir yorum biçimi bulmaktan başka bir amaçları olmamıştır." Buna karşın, mabetsel devamlılık, devrin ekosizmine belirli bir mantık getiriyordu: Bu devamlılık, aynı zamanda, onda eksik olan tarihi silsileyi ve o zamana kadar onda mevcut olmayan tutarlılığı getiriyordu. 38


Gotik tarzda inşa edilmiş mason locası (üstte). Masonların ritüelleri adeta Tapınakçılardan kopya edilmiş denilecek kadar benzerdir. 
Kudüs'ün Haçlılar tarafından alınmasından sonra ortaya çıkan mimari üslup incelendiğinde, Avrupa'daki ilk planlı Kilise inşaatlarının bu tarihlerden sonra başladığı ve Gotik tarzına geçildiği anlaşılmaktadır. Gotik, Tapınakçılara özgü bir mimari anlayış olarak ortaya çıkmıştır. Graham Hancock, The Sign and the Seal (İşaret ve Mühür) adlı kitabında gotik mimarinin 1134 yılında, en önemli Tapınakçı merkezlerinden biri olan, Chartres Katedrali'nin kuzey kulesinin yapım çalışmaları sırasında doğduğunu belirtmektedir. Gotik mimarinin en önemli özelliği, Tapınakçılara özgü Kabalistik simgelerin bu stile göre inşa edilmiş binalarda yoğun olarak kullanılmasıdır.

Tampliye büyük üstadı aynı zamanda mason büyük üstadı olmasıyla birlikte, operatif masonluk tarzından spekülatif masonluğa doğru da aşamalı bir geçiş başlamıştır. Operatif masonluk, aslında duvarcı ustalarının toplandığı bir meslek örgütüdür. Kiliseler, kaleler ve Tapınakçıların gizli buluşma mekanları operatif localarda kayıtlı bulunan duvarcılar tarafından inşa edilmiştir. Ancak belirli bir aşamadan sonra, semboller ve gizem, daha doğrusu Tapınakçıların sapkın öğretileri ve törenleri localara hakim olmaya başlamıştır. Bu aşamadan sonra mason locaları mesleki bir örgüt olmaktan çıkıp, Tapınakçıların gizli örgütü haline gelmeye başlamıştır. Bu yeni localar spekülatif masonluk adıyla anılmıştır. Artık bu localar duvar ustalarının değil, üst düzey yöneticilerin, soyluların ve zengin tüccarların, Tapınakçılar tarafından, kendi amaçları doğrultusunda biraraya getirildiği yerler haline gelmiştir.


İskoç Riti amblemi 
Bunun yanında, Paris'te diğer mesleklerin birer merkezi olmasına karşın, masonların ayrı bir merkezinin olmayışı ve masonların merkez olarak Tampliyelerle aynı mekanları kullanmaları, iki kurum arasındaki yakınlığı açıklaması bakımından dikkat çekicidir. Papa'nın fermanıyla 1312 yılında feshedilen Tampliye tarikatıyla birlikte masonların serbest dolaşım hakları da kaldırılmıştır. Bu nedenle, Fransa'daki masonların Almanya'ya kaçmasıyla bu ülkedeki Gotik mimari üslubu birdenbire zirveye çıkmıştır. Fransa'dan kaçabilen Tampliye Şövalyelerinin sığındıkları operatif mason locaları da zamanla spekülatif masonik tarza dönüşmüştür.

Tampliyelerin kuralları aynı zamanda masonların da kurallarıdır. Yukarıda özetle açıklanmaya çalışıldığı gibi, iki yüzyıl birarada ve içiçe yaşayan Tampliye tarikatı ve masonluk kurumu birbirlerini belirgin ölçüde etkilemişlerdir. Hatta, masonların ritüelleri adeta Tampliyelerden kopya edilmiş denilecek kadar birbirine benzerdir. Bu itibarla, masonların kendilerini büyük ölçüde Tampliyelerle özdeşleştirdikleri ve aslında özgün gibi görünen masonik ezoterizm içinde önemli boyutlarda Tampliye mirası olduğu ortadadır.

Tapınakçılar, ele geçirdikleri locaları, yeniden yapılandırmaya ve gizli bir örgüt haline getirmeye başlamışlardır. Mason localarını kendi sapkın öğretilerine, örgütlenme yapılarına, ve sembollerine göre uyarlayan Şövalyeler, bu şeytani ve sembolik törenleri, ayinleri masonik rit olarak adlandırmışlardır. Masonluğun en eski kolu olan İskoç Riti, bu amaçla devreye sokulan mason localarının ilki olarak, 14. yüzyılın başında İskoçya'ya sığınan Tapınakçılar tarafından kurulmuş ve diğer localara örnek teşkil etmiştir.

Nitekim İskoç Ritinin en üst derecelerine verilen isimler, Tapınakçı tarikatında asırlar önce şövalyelere verilen ünvanlardır. Bu gelenek günümüzde de devam etmektedir. On sekizinci yüzyılın en önemli masonlarından Baron Karl von Hund, İskoç Riti ve Tapınak Şövalyeleri ile ilgili detaylı bir çalışma yapmış ve İskoç Ritini, Tapınakçıların "restorasyonu" olarak adlandırmıştır:


Baron Karl von Hund, İskoç Riti ve Tapınak Şövalyeleri ile ilgili detaylı bir çalışma yapmış ve İskoç Ritini, Tapınakçıların "restorasyonu" olarak adlandırmıştır. 
… Dahası, masonik geleneğe göre, Tapınakçılar ve dönemin mason loncaları arasında kesinlikle bir anlaşma yapılmıştır... Daha sonra Robert Bruce onları koruması altına almış ve yedi yıl sonra onun bayrağı altında Bannockburn'da, İngiltere'de tarikatı kaldıran II. Edward'a karşı savaşmışlardır. Bu savaşın ardından, Robert Bruce'un, H.R.M (Heredom) ve R.S.Y.C.S. (Rosy Cross) Şövalyeleri adlı kraliyet tarikatlarını kurduğu söylenmiştir... Yine 1314 yılında, Robert Bruce'un, 1286'da kurulan ve adına Heredom ismi de eklenen ve tarikatın asıl merkezi olan ünlü Kilwinning locasında, Tapınakçılar ve H.R.M. Kraliyet tarikatını, kendi ordusunda savaşmış olan mason loncalarıyla birleştirdiği belirtilmiştir. İskoçya temel olarak operatif masonluğun vatanıdır. Tapınakçıların inşaat sanatındaki maharetlerine bakıldığında, iki grubun işbirliğine girmesinden daha doğal ne vardır!.... Ortaçağ duvarcılarının profesyonel loncası ile felsefi becerileri olan gizli bir grup arasındaki bereketli birliktelik...

Kendisi de yüksek dereceli bir mason olan Dr. Mackey, Lexicon of Freemasonry (Masonluk Sözlüğü), adlı eserinde durumu şu şekilde özetliyor:

"... Tapınak Şövalyelerinin sadece sırlara sahip olmakla kalmadıklarını, ayinler düzenlediklerini ve bunları masonlara aşıladıklarını biliyoruz..." 39

Tapınakçıların kurduğu İskoç Riti fazla bir değişime uğramadan devam etmiş, günümüz masonluğunun da temelini oluşturmuştur. Semboller, dereceler, törenler ve en önemlisi organizasyonun amacı, değişmesi mümkün olmayacak bir şekilde İskoçya'da gelenekselleşmiştir. Daha sonra bütün dünyaya yayılmasına ve birçok kollara ayrılmasına rağmen, masonluğun temel Tapınakçı felsefesi değişmemiş, ancak güncel gelişmelere uygun olarak yöntem değişiklikleri yapılmıştır:

... İskoç Ritinin mirasını üstlenen akımlar arasında en önemlisi, von Hund tarafından biçimlendirilen "Strict Observance" (Kesin İtaat) Riti oldu. En yüksek derecesinin adı "Tampliye Şövalyesi" olan Strict Observance Riti kısa süre içinde tüm Avrupa'ya yayılmayı başardı.

Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, şövalyeler, iki önemli silaha kavuşmuşlardır. Bir yandan, Portekiz örneğindeki gibi, kraliyet güvencesi altında geniş maddi imkanlara ulaşmış olarak serbestçe hareket ederken, bir yandan da ideolojilerinin yayılmasını ve uygulanmasını sağlayacak güçlü bir örgüt kurmuşlardır.


Masonluğun temel Tapınakçı felsefesi değişmemiş, ancak güncel gelişmelere uygun olarak yöntem değişikliği yapılmıştır.
Resimde Tapınakçı Şövalyesi "Strict Observance" Ritine bağlı bir mason görülüyor. 
Buraya kadar incelediğimiz Tapınakçı felsefesini özetlersek şövalyelerin, yeni görüntüsüyle masonların, neler planladığını anlamak mümkün olacaktır: İlk ve en önemli unsur, Tapınakçıların din ahlakına olan düşmanlığıdır. Çünkü, Tapınakçı-masonik felsefe gerçek din ahlakına hiçbir şekilde uygun değildir.

Tapınakçılar, din ahlakını kendi sapkın felsefelerini dünyaya yaymakta önlerinde en önemli engel olarak görmekte ve bu nedenle kendilerince din ahlakını ortadan kaldırmak için mücadele etmektedirler. Şövalyelerin planı çok açıktır: Dünyaya, hem maddi hem de ideolojik olarak hakim olmak ve bunun önündeki engelleri ortadan kaldırmak... Ancak, Tapınakçılar da bunun kolay bir şey olmadığının, gerçekleşmesi için uzun bir zaman gerektiğinin farkındadırlar. Gerekli plan ve yöntemi, bu gerçeği göz önüne alarak belirlemişlerdir.

Oysa, Tapınakçılar da dahil olmak üzere, inkar edenlerin hileli düzenleri ve tuzakları ne olursa olsun, ne kadar sağlam görünürse görünsün bozulmaya mahkumdur. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle haber vermektedir:

Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır. İman edenleri ve sakınanları da kurtardık. (Neml Suresi, 50-53)

Başka ayetlerde de inkarcıların hileli düzenlerine kendilerinin düşeceklerini Allah şöyle bildirmektedir:

Yoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) 'o inkâr edenler hileli-düzene düşecek olanlardır.

Yoksa onların, Allah'ın dışında başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.

                                             TAPINAKÇI FELSEFE, MASONİK EYLEM 

Tapınakçılar, mason locaları güçlenip etkin bir hale gelinceye kadar, yani 18. yüzyıla değin geçen üç yüzyıl boyunca Kilise karşıtı akımları örgütlemeye ve yoğun ticari faaliyetlere odaklanmışlardır. Portekiz'de doruğa ulaşan sömürgecilik faaliyetleri, "East and West India" adında dev sömürge şirketlerinin doğmasına yol açmış; bu şirketlerin bünyesinde kurulan borsalar, büyük bir gelir kaynağı haline gelmiştir. Portekiz, İngiltere ve İspanya'nın ardından, Hollanda, Fransa, İtalya, Almanya gibi ülkeler de sömürgeciliğe girişmiş, Avrupa'nın kapitalist yapısı belirmeye başlamıştır.

Aynı dönemde, Tapınakçıların bankerlik işlemleri, Yahudi tefecilerin de ortaklığıyla kurumsal bankacılık faaliyetlerine dönüşmeye başlamıştır. Hollanda ve İngiltere, finansal faaliyetin merkezi haline gelmiştir. Tapınakçılar hem zengin birer tüccar ve bankacı, hem kraliyet çevrelerinde etkin birer soylu, hem de yerel localarda halkın nabzını tutan birer politikacı olmuşlardır. Uzun yıllar süren din savaşları sonucunda Hıristiyan dünyası parçalanmış ve Katolik Kilisesi'nin mutlak hakimiyeti sona ermiştir. Kilise özellikle Protestanlık akımının etkili olduğu Kuzey ülkelerinde kontrolü kaybetmiş ve halkın tepkisini çeken bir kurum haline gelmiştir. Bu ülkeler, sahip oldukları yeni mezhepsel anlayış sebebiyle, daha önce Kilise tarafından yasaklanan, din ahlakına uygun olmayan kapitalist-materyalist felsefenin yerleştirilmesinde öncelik kazanmışlardır. Özellikle faizin serbest bırakılması bu faaliyetlerde tetikleyici bir unsur olmuştur.


Siyasi ve sosyal alanlarda olduğu gibi, biyoloji, tıp, mühendislik başta olmak üzere temel bilim dallarına da yönelenTapınakçı-mason örgütlenmesi, bu alanda kontrolü ele geçirmek için büyük çaba sarf etmiş ve çarpık materyalist yorumlarla bilimi sözde din karşıtı bir çerçeveye sokmaya çalışmıştır.
Avrupa'da, Galile örneğiyle sembolleşen, "Kilise, dolayısıyla din bilime karşıdır" yanılgısı yerleşik bir hale gelmiş ve sanki bilim dinsizlerin alanıdır gibi bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu yanlış görüş sonraki yüzyıllarda daha da yaygın bir hale gelerek, materyalist akımlar tarafından sıkça kullanılmıştır.
Resimde Galile görüşlerini açıklarken görülüyor. 

Tapınakçıların kendi sapkın felsefelerini rahatça empoze edebildikleri bu müsait koşullar, din karşıtı akımların güçlenmesine neden olmuştur. Bu kapitalist zihniyetle birlikte insanların büyük çoğunluğunun yaşam şekilleri ve dünyaya bakış açıları da değişmiştir. Kilise kurumları belirli Tapınakçı-masonik çevreler tarafından yıpratılmaya çalışılmış, sürekli propagandayla halkın ahirette hesap vereceklerini düşünerek değil, yalnızca bu dünya için çalışmaları telkin edilmiştir. Böylece insanlar sorumsuzca davranmaya, yalnızca kendilerini düşünmeye şefkat, merhamet ve yardımlaşmaya gerek olmadığına inanmaya yönlendirilmişlerdir. Aynı karanlık çevrelere mensup edebiyatçılar, filozoflar, politikacılar bu anlayışı yoğun bir şekilde desteklemişlerdir.

Localarda üretilen din ahlakına düşman felsefeler kısa sürede politik slogan haline geliyor ve Fransız Devrimi gibi büyük olayları ateşleyebiliyordu. Bütün bu faaliyetlerin ortak teması olarak insanlar din ahlakından uzaklaşmaya, dünyevi bir hayat yaşamaya davet ediliyordu. Oysa bu son derece tehlikeli bir durumdu. İnsanların din ahlakından uzaklaştırılmasının ne kadar büyük bir tehlike olduğu ise, zaman içinde yaşanan gelişmelerle daha da iyi anlaşılacaktı.


Mason localarında kurulan ve ülkemizin başına büyük belalar açan İttihat ve Terakki Cemiyeti de aynı ideallerle yola çıkmış ve Tapınakçı-masonik felsefeyi ülkemizde yerleştirmek için her türlü yönteme başvurmuştur. 

Önceki bölümlerde de belirttiğimiz gibi Tapınakçılar, büyü, tılsım gibi yöntemleri güç elde etmekte bir araç olarak görmüşlerdi. Onlar da dönemin ilkel inançlarına uygun olarak, zenginliğin bu yoldan kolayca elde edilebileceğine inanmışlardı. Ancak uzun yıllar süren simyacılık, büyücülük çalışmaları onlara istedikleri gücü vermemişti. Oysa sanayi devrimi ve gelişen teknolojinin getirdiği değişiklikle, büyünün ve sihrin yerini artık bilim ve teknoloji almıştı. Tapınakçılar da, kısa zamanda bu değişime ayak uydurmuş ve kendi ideolojik amaçları için simya, tılsım gibi modası geçmiş yöntemlerin yerine bilimi kullanmaya başlamışlardır. Siyasi ve sosyal alanlarda olduğu gibi, biyoloji, tıp, mühendislik başta olmak üzere temel bilim dallarına da yönelenTapınakçı-mason örgütlenmesi, bu alanda kontrolü ele geçirmek için büyük çaba sarf etmiş ve çarpık materyalist yorumlarla bilimi sözde din karşıtı bir çerçeveye sokmaya çalışmıştır.

Geçtiğimiz yüzyıllardaki materyalist ve evrimci hayat görüşlerinin entelektüel alanda yaygın kabul görmesinin perde arkasında Tapınakçı-masonik çevrelerin çok önemli katkıları olmuştur. Bu alandaki başarının önemli sebepleri vardır. İlk sebep, o zamanki Katolik Kilisesi'nin, çeşitli bilim dallarında benimsediği tutucu, dogmatik ve baskıcı tavrın cahil halkta oluşturduğu Kilise karşıtı eğilimdir.

Avrupa'da, Galile örneğiyle sembolleşen, "Kilise, dolayısıyla din bilime karşıdır" yanılgısı yerleşik bir hale gelmiş ve sanki "bilim dinsizlerin alanıdır" gibi gerçek dışı bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu yanlış görüş sonraki yüzyıllarda daha da yaygın bir hale gelerek, materyalist akımların din aleyhinde öne sürdükleri hayali bir iddia haline gelmiştir. İkinci sebep ise localarda Tapınakçı zihniyetiyle yetişmiş din aleyhtarı felsefecilerin, büyük bilim adamları ve düşünürler olarak öne sürülmeleri ve bu kişilerin ortaya attıkları din ahlakına karşı, ateist görüşlerin bilgisiz halka bilimin gösterdiği gerçekler olarak sunulmasıdır. Tüm bu faktörler, biraderlerinin de desteğiyle, bilim dünyasına materyalist düşüncenin hakimiyetini getirmiştir. Bu yöntemle Tapınakçılar din ahlakına karşı mücadelelerinde yeni bir yöntem geliştirmiş ve insanları din ahlakından uzaklaştırmak için bilimi çarpıtma ve bilimsellik adı altında göz boyama taktiklerini kullanmaya başlamışlardır.

Tapınakçılar, zanaatkarların kurduğu yerel operatif loncaları kullanarak, bunları perde arkasındaki ideolojik çalışmaları için birer üs haline getirmişler ve din ahlakına karşı ilk örgütlü faaliyeti bu loncaları paravan yaparak başlatmışlardır. Özellikle Almanya, Belçika, İngiltere gibi ülkelerde Kilise karşıtı akımlara kapsamlı destek sağlamışlardır. Bu kışkırtma hareketleri kısa sürede meyvelerini vermiş ve Reform'u takip eden dönemde bütün Avrupa'yı din savaşları sarmıştır.

Tapınakçılar bu amansız savaşlar döneminde, bir yandan Kilise'nin siyasi ve sosyal statüsüne ağır bir darbe indirerek din birliğini parçalarken, diğer yandan kendi materyalist amaçlarını rahatça hayata geçirebilecekleri bir ortam meydana getirmişlerdir. Bu dönemde yaşanan pek çok olay, halkın din ahlakından hızla uzaklaşmaya başladığı sürecin başlangıcı olmuştur.

Tapınakçıların ikinci büyük eylemi, masonların ne kadar büyük bir etkinliğe ulaştıklarının da göstergesidir. Gelişen sosyal yapı sebebiyle çeşitli iş kolları ön plana çıkınca, bazı doktorlar, hakimler, avukatlar, askerler ve yerel politikacılar mason localarında birarada hareket etmeye başlamışlardı. Artık siyasi gelişmeler mason localarında bu kişiler tarafından yönlendirilir hale gelmişti. Tapınakçı-mason biraderler, işte tam bu aşamada Fransız Devrimi'ni organize etmişlerdir: 


 

 
  Bugün 11 ziyaretçi (18 klik) kişi burdaydı!  
 
Arama.CC - Site Ekle, Link Ekle, Toplist, Url Ekle Eğitim Web Siteleri