bilgi-dŁnyam
  KUŞLAR
 

 

GÖKLERİN HAKİMLERİ: KUŞLAR 

Herhalde hepiniz aklınızdan kuş gibi uçmayı geçirmişsinizdir. Kuşlara bakarak uçmanın kolay olduğunu sanabilirsiniz, ama uçmak hiç de kolay bir iş değil! Belki kuşlara göre kolay ama insanlara göre çok zordur...

Kuşlar ilk havalandıklarında çok enerji harcamak zorundadırlar, çünkü bütün vücut ağırlıklarını incecik kanatlarıyla kaldırmaları gerekir. Ama bir kere uçmaya başladıklarında dinlenebilmeleri için Allah onlara kolaylıklar sağlamıştır. Havada rüzgara kendilerini bırakarak uzun süre uçabilen kuşlar bu şekilde az enerji harcadıklarından kolay kolay yorulmazlar. Rüzgarın etkisi geçince ise tekrar kanat çırpmaya başlarlar. Bu özellikleri sayesinde kuşlar çok uzaklara göç edebilirler.  

Kuşların içinde 1000 km.'den 40.000 km.'ye kadar yolculuk yapan türler vardır. Dünyanın çevresinin 40.000 kilometre olduğunu düşünürseniz, kuşların uçabilecekleri mesafenin uzunluğunu daha iyi anlarsınız. Denizleri geçerken hiçbir şekilde durma ve dinlenme imkanları yoktur. Bu uzun yolculuklarında kuşların yönlerini nasıl buldukları da hala anlaşılamamıştır. Her sene kuşlar hiç şaşırmadan istedikleri yere göç edebilmektedirler. Bu ister yavru bir kuş olsun, isterse yaşlı bir kuş olsun değişmez.

Merak edilen diğer bir konu da kuşların bedenlerine oranla çok ince ve küçük olan bacaklarının nasıl olup da tüm ağırlıklarını taşıyabildiğidir. Düşünsenize, incecik bir bacağın içinde pek çok kas, damar ve sinir var! Ama yine de son derece incecik… Eğer kuşların bacakları daha kalın ve hantal olsaydı uçmaları oldukça zorlaşırdı.

Hemen hemen bütün kuşlar uyurken tek ayakları üzerinde dururlar. Vücut ağırlıklarını bu bacağın üzerine verdiklerinden dengelerini kaybetmezler. 

Kuşların en iyi duyu organlarından biri gözleridir. Allah kuşlara, uçma yeteneğinin yanı sıra üstün bir görme kabiliyeti de vermiştir. Çünkü, başlı başına bir mucize olan uçma, üstün bir görme yeteneği ile desteklenmediği sürece son derece tehlikeli olacaktır. Kuşlar uzaktaki nesneleri insanlardan çok daha net görme gücüne ve daha geniş bir görme açısına sahiptirler. Böylece tehlikeleri önceden fark ederek uçuşlarının yönünü ve hızını ayarlarlar.

Kuşların gözleri göz yuvalarına sabit oturmuştur. İnsanlar gibi gözlerini hareket ettiremezler. Ama kuşlar başlarını ve boyunlarını hızla çevirerek görüş alanlarını büyütürler.

Ayrıca, baykuş gibi gece kuşlarının çok büyük gözleri vardır. Gözlerindeki bazı özel hücreler loş ışığa karşı duyarlıdır. Örneğin, paçalı baykuşun görüş keskinliğ insana oranla 100 kat daha iyidir. Bu özelliği sayesinde baykuş, geceleri çok iyi görüp avlanabilmektedir.

Su kuşlarının gözleri ise suyun içinde çok net görebilecek bir şekilde yaratılmıştır. Biz suyun altında 45 saniye bile gözümüzü açıp bakamazken, su kuşları kafalarını suya daldırıp çıkararak sudaki böcek ve yumuşakçaları kolayca yakalarlar. Karınlarını doyurmak için tek yolları bu olduğundan, avlanacakları suyun içini net görmeleri gerekir.    Bu sayede kuşlar suyun altını bizim gibi bulanık değil, berrak görür ve hemen avlarına doğru yüzerler.

Duymak da kuşlar için çok önemlidir. Bazı kuşlarda çok alçak sesleri çok rahat duymalarını sağlayan kulak zarları vardır. Suyun altında ve karanlıkta iyi görebilmek, çok alçak sesleri duyabilmek insanda olmayan özelliklerdir. Zaten bizim bunlara çok fazla ihtiyacımız yoktur. Çünkü bu özelliklere sahip olmadan da yaşamımızı rahatlıkla sürdürebiliyoruz. Ama kuşların bu özelliklerden yoksun olarak beslenmeleri, yavrularını doyurmaları, hayatlarını ve nesillerini devam ettirmeleri mümkün değildir.

Baykuşların kulakları sese karşı çok hassastır. Duyma oranları insanlardan daha fazladır. Baykuşların yüzünün iki yanında saç benzeri tüyler vardır ve bunlar ses dalgalarını toplayıp kulağın içine gönderirler. Bu tüyler ayrıca bir kulağı diğer kulaktan ayırır, böylece sağ taraftan gelen ses, büyük ölçüde sağ kulak tarafından duyulur. Bunun yanında kulaklar, kafada simetrik olarak yer almazlar. Biri diğerinden daha yüksektedir. Böylece baykuş sesleri çok yönlü olarak dinler ve ses çıkaran canlıyı görmese dahi onun nerede olduğunu, sesin kaynağına göre tam doğru olarak tespit eder. Bu av bulmanın çok zorlaştığı karlı havalarda önemli bir avantajdır.

Bazı kuşlar düşmanlarını yanıltmak için seslerini çeşitli şekillerde kullanırlar. Örneğin ağaç deliklerinde yuva yapan birçok kuş rahatsız edildiğinde bir yılan gibi tıslar. Yuvaya saldıran yırtıcı hayvanlar da, delikte muhtemelen bir yılan olduğunu düşünerek bu deliği kurcalamazlar.

Ayrıca bazı kuşların suya girdiklerinde hızlı yüzmelerini sağlamak için onların ayak parmaklarının arasını perdeli olanları vardır.. Tıpkı bir palet gibi. Yüzerken ayağınıza palet takarsanız hızınızın ne kadar arttığını fark edebilirsiniz. İşte bazı kuşlar doğuştan bu paletlere sahiptir.

Bazı kuşlar da yavrularını düşmanlarından korumak için sahte yuvalar kurarlar. Özellikle, Afrika ve Hindistan'da kuş yumurtasıyla beslenen hayvanlar çoğunluktadır. Bu yüzden Afrika çalıkuşları çok sayıda sahte yuva kurarak aralarına gizledikleri gerçek yuvalarındaki yumurtalarını korurlar. Tropik bölgelerdeki ağaçlarda yaşayan yılanlar çok zehirlidir. Bu nedenle aynı bölgede yaşayan Çulhakuşu kolonilerinin yuvalarının girişleri gizli ve karmaşıktır. Ayrıca bu kuşlar başka bir önlem olarak da yuvalarını hem dalları dikenli Akasya ağaçlarına kurarlar hem de çok sayıda boş yani sahte yuva yaparlar.


Her gün önümüzden uçup giden kuşların gagalarına hiç dikkat ettiniz mi? Türlerine göre farklı farklı olan bu gagalar çok önemli görevler görecek şekilde yaratılmıştır. Kuşların gagaları, yaşadıkları ortamda beslenmelerine en uygun olacak biçimlerdedir. Örneğin balıkla beslenen kuşların gagaları genelde balıkları kolay avlayabilmeleri için uzun ve kepçe şeklindedir. Bitkiyle beslenenlerin gagaları ise beslendikleri bitki çeşidine göre o bitkilere en rahat ulaşabilecekleri biçimdedir. 

 

 

UZUN BACAKLI LEYLEKLER

Baharın ılık günlerinde, uçurtma uçururken gökyüzünde gördüğümüz binlerce beyaz büyük kuş leyleklerden başkası değildir. Leylekler, 1-1,5 m. boylarında, büyük bembeyaz kanatları, uzun siyah kuyrukları olan iri, göçmen kuşlardır. Gagalarının ve uzun bacaklarının kırmızı olması leyleklere doğal olarak sevimli bir hava kazandırır.

Leylekler her yıl kalabalık sürüler halinde göç ederler. Bunun sebebi soğuk bölgelerde yaşayamamalarıdır. Göç eden leylekler bize yazın sıcak günlerinin müjdesini verirler. Leylekler, yaz mevsiminde Avrupa'dan Kuzey Afrika'ya, Türkiye'den Japonya'ya kadar uzanan ılıman alanda yaşamlarını sürdürürler. Havalar  soğumaya başlamadan Güney Yarımküre'ye, tropikal Afrika'ya ve Hindistan'a göç ederler.

Leyleklerin, Güney Yarımküre'nin o tarihlerde ısınmaya başladığını nereden bildikleri ise şaşırtıcıdır, hatta bu bir mucizedir. Ancak, daha şaşırtıcı olan aradan bir yıl geçip tekrar bahar geldiğinde leyleklerin binlerce kilometre yolu geri dönüp eski yuvalarını bulmalarıdır.
Evet! Yanlış okumadınız...

Leylekler bir yıl önce yaptıkları yuvalarını bulup tekrar oraya yerleşirler.Tabii ki bu denli güçlü bir hafıza ve böyle yön bulma duygusunu  onlara rehberlik eder.

Bir de bu sopa bacaklı leylekler deniz aşırı yolculuklara çıkmazlar. Bunun nedeni yorulduklarında dinlenecekleri bir kara parçası bulamamaktan endişe etmeleridir. Bu yüzden İstanbul Boğazı, Cebelitarık ve Süveyş Kanalı gibi karaya yakın denizler üzerinden seyahat etmeyi tercih ederler.

İnsanlardan kaçmayan leylekler yuvalarını binaların, ağaçların, odun yığınlarının ve bacaların tepelerine yaparlar. Genellikle tüm leylek sürüleri beraber göç ederler. Avrupa'ya ulaşınca belli bir süre burada kalırlar. Bir süre sonra, çoğunlukla da Nisan'ın ilk haftasında, erkek leylek dallardan güzel bir yuva yapar. Az önce de söylediğimiz gibi her yıl aynı yeri seçer. Yuvayı titizlikle korur ve yalnızca yiyecek aramak için, kısa sürelerle yuvadan ayrılır. Leyleklerin bazı türleri de bataklıklarda, ağaç tepelerinde yuva kurar ve topluluklar halinde yaşarlar. Aynı selvi ağacında, 12 büyük leylek yuvasına rastlayabilirsiniz.  
Peki, leyleklerin birbirleriyle nasıl anlaştıklarını biliyor musunuz?

Leylekler değişik sesler çıkartarak değil de, gagalarını tıkırdatarak birbirleriyle anlaşırlar. Bize sanki birbirinin aynısıymış gibi gelen ‘tık tık'' sesleriyle birçok şeyi anlatabilirler.
Size bir soru daha, leyleklerin dans ettiklerini biliyor musunuz?

Evet, soruyu doğru anladınız. Erkek leylek ve eşi bir araya gelince gagalarını tıkırdatıp, kanat çırparak dans ederler. Bu dansın en büyük özelliği erkek leyleğin, dişinin dikkatini çekmeye çalışmasıdır. Leyleklerin hemen hemen bir insan boyunda olduğunu düşünürseniz danslarının ne kadar ilgi çekici olduğunu gözlerinizin önünde canlandırabilirsiniz.

Tabii, leyleklerin hepsi aynı boyda olmaz. En küçük leylek türü, Asya ve Afrika'da yaşayan açık gagalı leyleklerdir. Gagasını kapattığı zaman gaganın yalnızca başı ve sonu kapanır, ortası açık kalır. Bu gaga leyleğin salyangoz ve midye kabuklarını daha kolay yiyebilmesini sağlar. 

             
   PEMBE KUŞ: FLAMİNGOLAR

Hiç televizyonda pembe, uzun boyunlu ve uzun bacaklı bir kuş gördünüz mü? İşte, bu kuşa "flamingo" denir. Flamingolar, yumurtalarını çamurlu ve sığ olan göllere bırakırlar. İlginç olan ise dişinin yumurtasını, çabuk kuruyan çamurdan yaptığı yuvaya bırakmasıdır.

Kendinizi bu kuşun yerine koyun! Böyle bir yuva yapmak istediğinizi düşünün. Bir kere, önce hangi çamur daha iyi kurur bunu keşfetmeniz, sonra da yavrunun yumurtadan nerede daha rahat çıkacağını deneyip bulmanız gerekir. "Güneş altına bırakmak mı iyidir, yoksa gölge daha mı iyi olur?" gibi bir sürü soruya cevap bulmanız şarttır. Oysa her flamingo bunu nasıl yapacağını bilir. Ayrıca bir ay boyunca uzun bacaklarına rağmen hiç rahatsız olmadan kuluçkaya yatıp, yavrusunun yumurtadan çıkmasını bekler.

Siz olsanız o dev gibi cüssenize rağmen yumurtanın üstüne oturmaya cesaret eder misiniz? Oturduğunuz takdirde yumurtanın kırılıp kırılmayacağını hesaplayabilir misiniz? Elbette bunu hesaplamanız çok zor olacaktır. İşte flamingo bunların hepsini hiç planlamadan, denemeden doğal olarak yapar. 


Gösterişli renkleriyle ve uzun boyunlarıyla dikkat çeken flamingolar aynı zamanda iyi birer yüzücüdürler. Flamingoların perde ayakları yüzmelerini kolaylaştırır. Bu perde ayakların yassı ve geniş bir yapıda olması flamingoların yumuşak çamur üzerinde bile batmadan kolaylıkla yürüyebilmelerini sağlar. Ayrıca parmakları arasında bulunan ağlar, flamingonun suyu itebilmesi için geniş bir yüzey alanı sağlamaktadır.  







   


KARTAL

Kartalların hem yerden havalanıp uçabilecek kadar hafif olmaları, hem de avlarını yakaladıklarında rahatlıkla taşıyabilecek kadar güçlü olmaları gerekir. Bir kel kartalın 7000'den fazla tüyü vardır, fakat hepsini biraraya koyduğunuzda bütün tüylerinin ağırlığı yaklaşık 500 gram tutar. Ayrıca vücutlarının daha hafif olabilmesi için, kemiklerinin içi de boştur. Bu kemiklerin birçok yerinde havadan başka birşey yoktur. Bir kel kartalın tüm iskeletinin ağırlığı 272 gramdan sadece biraz fazladır.

Tüm kartalların gözlerinde "niktitant zar" denilen fazladan bir göz kapağı vardır. Bu kapağın işlevi gözleri temizlemek ve korumaktır. Örneğin kartallar yavrularını beslerken göz kapaklarını genel olarak kapalı tutarlar. Bu yavruların yanlışlıkla ebeveynlerinin gözlerine bir zarar vermesini engellemek için alınmış bir önlemdir. 

Kanatları ve kuyrukları geniş ( bkz. Haliaeetus kartalları) bacakları tüylü (bkz. yılan kartalı) iri yırtıcılardır. 2-3 yılda ergenliğe ulaşırlar. Uçuşta sıkça dönerek yükselirler, belirgin parmakları (el teleklerinin uçları) yukarı kıvrılır. Ormanlar ve dağlarda yaşarlar. Kaya girintilerinde ve ağaçlarda yuva yaparlar. Kartallar tek eşlidir. Yaşamları boyunca eş değiştirmedikleri gibi her yıl aynı yuvayı kullanırlar. Yuvaları genellikle kolay ulaşılamayacak yerlerdedir. Yuvayı bıraktıkları bir ya da birkaç yumurtanın kuluçka dönemi altı-sekiz hafta sürer. Yavruları yavaş gelişir ve ancak üç ya da dört yaşına giren kartalların erişkinlere özgü tüyleri çıkar.Önemli özelliği ise çok uzak bir şeyi yakın görürler. 







Papağan

Hepsi canlı parlak tüylü ve kıvrık gagalıdır. Kafaları büyük, boyunları kısa, taklit kabiliyetli zeki kuşlardır. Ayaklarını bir el gibi rahatça kullanırlar, tırmanıcıdırlar. Genellikle meyve ve tanelerden meydana gelen besinlerini ayaklarıyla kavrayarak gagalarına götürürler. Gaga o kadar kuvvetlidir ki, en çetin cevizi bile bir darbede kırabilir. Bir metre boyuna ulaşan Amerika arası bir defada insan parmağını koparabilir.

Gülünç davranışları, sevimliliği, şakacılığı ve konuşma taklit kabiliyeti papağanı yüzyıllarca aranan kafes kuşu yapmıştır. Yalnızlık çeken uzun yol denizcilerine ideal arkadaş olmuştur.

Anatomileri

Ayakları kısa ve ikisi önde, ikisi arkada olmak üzere dört parmağa sahiptir. Ön parmakların dipleri kısa bir zarla birbirine bağlıdır. Arkaya yönelik birinci ve dördüncü parmak geriden kavrar ve gaganın yardımı ile çeviklikle tırmanabilir. Tırmanma anında gagalarını üçüncü bir ayak gibi kullanma özelliklerinden dolayı en iyi tırmanıcı kuşlar olarak kabul edilirler.

Kalın ve kıvrık üst gaga hareketlidir. Alt gaga ise yiyecekleri kırmada tabla vazifesi görür. Dil, kalın ve etlidir. Aynı zamanda dokunma organı görevini de yapar.

Papağanların kanatları nispeten kısadır. Bununla beraber, Yeni Zelanda papağanı hariç hepsi iyi uçucudur. Genelde çift veya grup halinde çığlık çığlığa uçarlar. Avustralya'da yaşayan kakadular, binlerce fertten meydana gelen sürüler halinde seyahat ederler.

Beslenirken veya dinlenirken çok sakindirler. Yeşil renklileri o kadar iyi kamufle olur ki, çoğu zaman farkedilmezler. Tüyleri yeşil hakim olmak üzere kırmızı, mavi, sarı, beyaz ve siyah olabilir

Konuşma

Papağanlar, çok kuvvetli hafızaları sayesinde öğrendikleri sözcükleri anlamlarını bilmeden tekrar ederler. Doğada özgürken insanlarla hayvanları taklit etmedikleri tetkik edilerek anlaşılmıştır. En tanınmış konuşan türü jako'dur. Erkekler dişilerden daha iyi konuşur. Yeni bir kelimeyi öğrendikleri zaman memeliler gibi mükafat beklemezler. Verilecek cezadan da anlamazlar. Eğitimleri sabır ister.

Türlere göre papağanlar içersinde en çok konuşma yeteneği olanlar şöyle sıralanabilir;

Muhabbet kuşu gibi bazı türlerin konuşmaları ıslığa benzer olduğu için farkedilmeyebilir, bununla beraber gri papağan, amazon papağanı, ara ve kakadu gibi türler net ve anlaşılır şekilde konuşabilir. Kuşların konuşma yeteneğini, eğitim, genetik ve geçmiş deneyimler etkileyebilmektedir.

Papağanlar kuşlar sınıfı içersinde beyin organizasyonu en gelimiş canlılar olarak, sebep-sonuç ilişkisi kurmakta oldukça başarılıdırlar. Örneğin telefon çaldığında "alo" ya da kapı çaldığında "kim o" gibi kelimeleri söyleyebilirler. Bu tarz kelimeleri söyletmenin öncelikli olarak eğitimle ilgili olduğunu belirtmek gerekir.

Yaşam süreleri

Ortalama ömürleri 70 yıl kadar olan papağanların 315'ten fazla çeşidi vardır. Kafestekiler 30-40 yıl yaşayabilir. Elli yıl yaşayanları görülmüştür.

Zararları

Tarım ürünlerine olan ziyanlarından dolayı bol avlanmaktadırlar. Esaret hayatına rahat alıştıklarından kafeste kolayca beslenebilirler. Fakat "papağan hastalığı" diye bilinen psittakozu, insana bulaştırdıklarından zararlı olabilirler.

Dağılımları

Afrika, Amerika, Asya ve Okyanusya'nın tropikal orman bölgelerinde yaşarlar.


 

GÜVERCİNLER

Oryantal makaracısı (Oriental roller) ve İzmir makaracısı (Smyrna roller) adı ile dünya üzerinde tanınan ve köken olarak ülkemizden kaynaklanan bu iki ırkın tarihi oldukça eskilere ve Osmanlı devletinin kuruluş yıllarına kadar gitmektedir. 16. yüz yılda yaşamış olan Osmanlı gezgini Evliya Çelebi, Seyahatname adlı eserinde bu ırklar hakkında bilgiler vermektedir. Osmanlı Devleti döneminde bu ırların nasıl adlandırıldıkları hakkında şu anda kesin bir bilgi sahibi değiliz. Bugün dünya üzerinde bilinen adlandırma, bu güvercinlere çok sonraları Avrupa’da verilmiş olan adlardır. Bu ırkların İngiltere’ye ilk gönderiliş tarihi 1870 li yıllarda, Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz döneminde olmuştur. Aynı yıllar bir çok güvercin ırkımızın da Avrupa ve Amerika’ya gönderildiği yıllardır. Gerek Oryantal makaracı gerekse İzmir makaracısı ırkları birbirine yakın ve akraba ırklardır. Hatta başlangıçta Avrupa’da bu ırklar tek bir ırk olarak değerlendiriliyorlar ve sadece “Oriental roller” adı ile biliniyorlardı. “Oriental roller” adını bu ırk için ilk kez 1876 yılında İngiltere’de Ludlow kullanmıştır. 1887 yılında gene İngiltere’de Lyell adlı yetiştirici ise bu güvercinlere “Turkish Roller” adını vermiştir. 1890 yılında Alman kuşbilimci H. Martens tarafından İzmir makaracıları ayrı bir ırk olarak tanımlanmıştır. 1914 yılında Almanya’da ilk Oriental roller kulübü kurulmuştur. Daha sonraki yıllarda ırk içindeki bir takım farklılıklar daha da dikkat çekmiş ve Dietz adlı yetiştirici 1929 yılında, bu farklılıkları göz önüne alarak bu ırkı, “Smyrna roller” ve “Kurdistan roller” olarak ikiye ayırarak değerlendirmiştir. Bu ayrımın temelinde Türkiye üzerinden İngiltere’ye ve Amerika’ya gönderilen güvercinlerin, bugünkü İran ve Irak gibi ülkelerden gönderilenleri ile İzmir bölgesinden gönderilenleri arasında bazı farklılıkların bulunmasıdır. En başta İzmir’den giden makaracılar siyah, kırmızı ve sarı düz renklere sahiptiler. İran ve Irak’dan gidenler ise mavi-bronz ve kumlu renklere sahip olup şeritli kuşlardı. Bu güvercinlerin şeritleri kahverengimsi sarı bir tonda idi. Renksel farklılıkların yanı sıra bazı yapısal farklılıklar da bulunmaktaydı. Dietz’in adlandırdığı “Kurdistan roller” tanımlaması, İran ve Irak’dan gönderilen güvercinleri, “Smyrna roller” adlandırması ise İzmir’den giden güvercinleri kapsamaktadır. Oryantal makaracılarımızın Amerika’ya gönderilişi ise 1920 li yıllardan itibaren başlamıştır. Ancak belgelerle saptanan ilk gönderme 1927 yılında Bronx hayvanat bahçesine yapılmıştır. 1930 lu yıllarda bu süreç hızlanmıştır. 1950 li yıllarda Doğu Almanya’da da bu güvercinlerimizle ilgili bir kulüp kurulmuştur. Bu güvercinlerin Avrupa ve Amerika’ya ilk gönderiliş tarihlerinden itibaren bu ülkeler tarafından çeşitli ıslah çalışmalarında bulunulmuştur. Yapılan bazı melezlemeler ile ırka yeni özellikler kazandırılmıştır. Zaman içinde yeni makaracı ırkların ortaya çıkması sağlanmıştır. Bugün dünya üzerinde bulunan makaracı ırkların bir çoğunun atası, dünyada “Oriental roller” ve “Smyrna roller” adı ile bilinen Anadolu kökenli ırklardır.

İZMİR MAKARACISI TARİHÇE

Bu güvercinlerin, 1870 yılında Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz döneminde ilk olarak Avrupa’ya gönderildiğini biliyoruz. 1890 yılında Alman kuşbilimci H. Martens tarafından İzmir makaracıları. Oryantal makaracılardan ayrılarak ayrı bir ırk olarak tanımlanmıştır. 1929 yılında ise İngiltere’de Dietz adlı yetiştirici yeni tanımlanan bu ırka, Avrupa’ya gönderildiği şehre bakarak “Smyrna roller” ismini vermiştir. İzmir makaracıları, Amerika’ya ilk gönderildikleri 1920 li yıllarda ise “Oriental roller” adı ile adlandırılıyor ve “tuz gölü şehri güvercinleri” olarak biliniyorlardı. Tuz gölü şehri ile kastedilen İzmir ilimizdir. Bilindiği gibi İzmir ilinin bitişiğinde eskiden daha büyük olan ve bugün “Çamaltı tuzlası” olarak adlandırdığımız büyük bir tuz gölü bulunmaktadır. Smyrna kelimesi antik dönemde İzmir kentini tanımlamak için kullanılan bir kelime idi. Eski İzmir kenti (Smyrna), İzmir’de bugünkü Bayraklı semtinin bulunduğu yerde kurulmuştu. Buranın adı Smyrna idi. Daha sonra şehir M.Ö 334 yılında bugünkü Kadifekale semtinin bulunduğu yere taşınmıştır. Günümüzde Türkiye’de Smyrna adlandırması, antik dönemdeki İzmir için kullanılmaktadır. İzmir makaracıları, İzmir ilimizin antik isminden kaynaklanarak batılı yetiştiriciler tarafından 20. Yüzyılın başlarında “Smyrna roller” olarak adlandırılmışlardır. Günümüz Türkiye’sinde bu güvercinler İzmir Makaracısı adı ile bilinmektedirler.

ÜLKEMİZDE İZMİR MAKARACILARI

Günümüz Türkiye’sinde İzmir makaracılarına pek rastlanmaktadır. Sanırım bu ırkımızı yitirdik. Rastladığımız güvercinler ad olarak İzmir makaracısı olarak adlandırılsalar da bu ırkın olması gereken biçimine sahip kuşlar değildir. Birbirine yakın akraba olan Oryantal makaracılar ile İzmir makaracıları ülkemizde genellikle karıştırılma eğilimindedir. Bunun temelinde İzmir makaracısı ile Oryantal makaracının aynı kuş oldukları doğrultusundaki yaklaşımlar bulunmaktadır. İzmir Makaracılarının dünya üzerinde de sayıları ve yetiştiricilerinin çok azaldığını söyleyebiliriz. Eskiden Yugoslavya’da bulunduğu bilinen bu güvercinler, bugün eski Yugoslavya’yı oluşturan ülkelerden Bosna’da hala yetiştirilmektedirler. Belki de dünya üzerinde bir tek burada kalmışlardır. Buradaki yetiştirici sayıları ise çok azdır. Bu durum ırk içinde kan tazelemesi yapılmasını engelleyecek hale gelmektedir. Böyle giderse ve gerekli önlemler alınmazsa kısa zaman içersinde bu ırkı dünya üzerinde tamamen kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz. İzmir makaracısı ırkımızı yetiştiren ve bu ırka emek vermiş iki yetiştiricinin bu konudaki değerlendirmelerini aşağıda vermek konun daha iyi kavranabilmesi açısından yararlı olacaktır.

DR. MİLAN GILIÇ’A GÖRE İZMİR MAKARACILARI

Bosnalı yetiştiricilerden Dr. Milan Gılıç’in aktardığına göre, İzmir makaracıları hakkında anlatılan çok eski bir efsane, bu güvercinlerin kökeninin aslında çok eski dönemlere ve M.Ö 2000 li yıllara kadar gittiğini düşündürmektedir. Bu yıllarda Mezopotamya’da Sümer dilinde İnanna olarak geçen savaş ve cinsel aşk tanrıçası İştar’ın, bir güvercinin kanadına iğne takarak onun uçmasını engellediği söylenir. Buna karşın uçmaya çalışan güvercin ise havada makara yaparak (geriye doğru taklalar atarak) yere düşer. Bu hareket sonrası güvercinin kanatlarının kanadığı gözlenir. Böylece bu güvercinlerin makara yapmaya alıştıkları söylenir. İzmir makaracılarının kanatları oldukça uzundur. Uzun olan bu kanatlar bugün hayli hassaslaşmışlardır. Uzun uçuşlardan sonra kuşun kanatlarında kanama meydana gelebilir. Bu olay sanki efsanenin tekrarı gibidir. Kanatlar aynı efsanede olduğu gibi güvercin yere indiğinde kanlı olurlar. Dr. Milan Gılıç’ın belirttiğine göre, İzmir makaracılarında kuyruk telek sayıları tam olarak 16 dır. Bu sayı ne bir eksik ne de bir fazla olmalıdır. Telek değiştirme ya da tüy düşürme gibi olaylar haricinde bu sayı kesindir ve ırkın saf olduğu anlamına gelir. Bazı kaynaklarda belirtildiği gibi 16–22 arası kuyruk telek sayısı doğru değildir. 16 telekten fazla olan her sayı ırkın kırıldığı anlamına gelir. Kuyrukta bulunan çifte tüyler (renk olarak iki tüyün aynı olması) kuşun ırkının saf olduğunu gösterir. İzmir makaracıları daha ince ve uzun bir vücuda sahiptirler. Kuyrukları daha uzundur. Bu durum kuşun daha da ince görünmesine neden olur. Gagaları da gene dikkat çekici şekilde ince olur ve Oryantal makaracılarına göre belirgin olarak uzundur. Gaga rengi kemik rengi olur. Bazı kaynaklarda siyah renk kuşlarda gaganın siyah olabileceği belirtilme birlikte bu doğru değildir. İzmir Makaracılarında siyah kuşlarda da gaga, kemik rengi olmak durumundadır. Gözler inci rengidir. Farklı bir renk kabul edilemez. İnci rengi göz bütün renkler için geçerlidir. Kuşun renginin değişmesi göz renginin değişmesini gerektirmez.

KEMAL KUKAVİCA VE İZMİR MAKARACILARI

Saraybosna’da bu güvercinleri yetiştiren Kemal Kukavica’nın belirttiğine göre bu güvercinler 300 yılı aşkın bir süredir bu ülkede yetiştirilmektedirler. Hatta söylenenlere göre geçmişleri daha da eskilere gitmektedir. Ancak bu konuda bir belge bulunmamaktadır. 1936 İzmir/Foça doğumlu olan Kemal Kukavica 1942 yılından beri Saraybosna’da yaşamakta ve 1950 yılından bu yana İzmir makaracılarını yetiştirmektedir. Kendisi yurt dışında İzmir makaracıları ile bir çok yarışmalara katılıp çeşitli dereceler almıştır. Saraybosna (Sarajevo) kenti Bosna’nın başşehridir. Bu nedenle bazı Bosna’lı yetiştiriciler bu güvercinleri “Sarajevo roller” (Sarajevski prevrtaci) olarak adlandırırlar. Oysa bu güvercinler Bosna’ya da eski devirlerde İzmir’den gelmişlerdir. Ünlü Osmanlı gezgini Evliya Çelebi Seyahatnamesinde 1660 lı yıllarda Mısır, Suriye ve Türkiye’den Smyrna’dan deve yüklü kervanların buraya yük taşıdığını ve bu yükler arasında oriental güvercinlerin ve başka çeşitli güvercinlerin bulunduğunu belirtmektedir. Bosna’da bu güvercinler 19. Yüzyılın sonunda “Bosnalı” (Bosnians) olarak adlandırılıyorlardı. Daha sonra 2. Dünya savaşı sonrasında (1945) “Izmirci” ve “Izmirnians” adları ile anılmaya başladılar. Kemal Kukavica’nın belirttiğine göre “İzmir Güvercini” adlandırması yaygın olarak kullanılıyor. Günümüzde Bosna’da daha çok “Sarajevo roller” (Sarajevski prevrtaci) adı tercih edilmektedir. Bu ırkın Bosnalı yetiştiricileri, İzmir makaracılarının dünyanın en eski ve en saf ırkları arasında olduğunu görüşündedirler. Irkın orijinal formunun kırılmaksızın yıllar boyunca korunduğunu ve ırkın soyunda başka ırlarla karışma olmadığını belirtmektedirler. Bu bakımdan diğer roller ırklarının dejenere ırklar olduğu ve bu nedenle gerçek anlamda sınıflandırılamayacağı görüşündedirler. İzmir Makaracıları ile Oryantal makaracı akraba ırklar olduklarından bir çok bakımdan benzerdirler. Ancak her iki ırk arasında bazı temel farklılıklar bulunmaktadır.

FİZİKİ ÖZELLİKLERİ

İzmir makaracılarını görebilme imkanım olmadığı için yazılı kaynaklardan, bazı fotoğraf ve çizimlerden anlayabildiğim kadarıyla bu ırkın fiziki yapısını tarif etmeye, Oryantal makaracı ile ayrım noktalarını açıklamaya çalışacağım. İzmir makaracılarında kafa biçimi ve gaga oldukça önemlidir. Kafaları Oryantal makaracılara göre biraz daha ince ve minyon yapılıdır. Alın biraz daha dışarı çıkıktır. Böylece Oryantal makaracılardaki kubbe biçimli kafa yapısı bu kuşlarda görülmez. Gaga ise belirgin olarak daha uzun ve incedir. Gaganın ince ve uzun oluşu kuşa kibar bir görünüm kazandırmaktadır. Gaga rengi kesinlikle siyah renk olmamalıdır. Gözler mutlaka açık renk olmak durumundadır. Bu kuşların koyu renk gözlü olanlarına rastlanmaz. Göğüs fazla geniş ve yapılı değildir. Kuyruk uzun yapılıdır. Genellikle kanat uçlarından daha uzun olur. Kuyruk uzun olduğu için bu güvercinler daha alımlı bir görünüme sahip olurlar. Oryantal makaracılarda aranılan bir özellik olan kuşun sırt bölümündeki ahenkli çukurluk bu güvercinlerde kuyruğun uzun olması nedeni ile bulunmaz. Kanatlar kuyruk altında taşınmakla birlikte yere değmezler. Kuyruk geniş bir yapıya sahip değildir. Kuyruk telek sayısı Dr. Milan Gılıç’ın belirttiği gibi 16 telekle sınırlıdır. Daha az ya da daha fazla olması ırkın kırıldığı anlamına gelmektedir. Bacaklar koyu kırmızı ve biraz kısa gibidir. Ayaklarda kesinlikle paça olmamalıdır. Bu güvercinlerde tepe bulunmaz.

RENK ÇEŞİTLERİ





İzmir Makaracılarında renk çeşitliliği fazla değildir. Bu güvercinlerde renkler kesinlikle cinsiyete bağlıdırlar. Erkekler beyaz temel renk üzerinde siyah ince çizgilerle kaplı şekilde olurlar. Bu siyah çizgiler kırmızımsı ve mavi yansıma yaparlar. Erkeklerde rengin ters çevrilmesi nadir de olsa görülebilir. Dişiler ise, siyah, mavi veya gri renkli olurlar.

Yazan: Yavuz İşçen 

 
  Bugün 2 ziyaretçi (4 klik) kişi burdaydı!  
 
Arama.CC - Site Ekle, Link Ekle, Toplist, Url Ekle Eğitim Web Siteleri