bilgi-dŁnyam
  ANGKOR WAT
 

 Mimari harika Angkor Wat

"Efsaneye göre Kamboçya, bir yabancı ile bölgede yaşayan bir prensesin beraberliğinden ortaya çıkmış. Yabancı Kaudinya adlı bir Brahman Hintli, prenses de denizlerin hakimi ulu ejder Naga'nın kızı imiş. Birgün, Kaudinya teknesiyle dolaşırken prenses denizden onu selamlamış. Kaudinya, ilk bakışta aşık olduğu prensesi kendisiyle evlenmeye razı etmek için sihirli okunu fırlatmış. Prensesin babası çeyiz olarak, Angkoregemenliği altındaki bölgenin tüm sularını içine çekip, ortaya çıkan toprakları
yönetmesi için Kaudinya'ya vermiş. İşte böylece, bölgede Hindistan'ın dini, geleneksel ve kültürel yapısını hakim kılan bu yeni krallığın adı Kambuja olmuş. Küçük sitelerden oluşan bu devlet Shiva, Vishnu ve Budizm'le kucaklaşmış ve buradaki muhteşem tapınaklar 802'den 1432'ye kadar tam 630 yıl hüküm süren, güneydoğu Asya'nın en güçlüsü olan Khmer Krallığı yönetiminde, Angkor döneminde yapılmış.
II. Jayavarman (802-850) kendisini, Shiva'nın tanrısal güçlerine yakın güçleri olduğu iddasıyla, 'Tanrı-Kral' ilan etmiş. Shiva'nın, kainatın merkezi kabul edilen mitolojik Meru dağında oturduğuna inanıldığı için de, kral bunu sembolize eden dağ şeklinde bir tapınak inşa ettirmiş.

I. Indravarman (877-899) döneminde günümüze kalan en eski örnekler olan Preah Ko, Bakong ve Lolei tapınakları yapılmış. İnanışa göre göllerle çevrelenmiş olan Meru dağına atfen de tapınakların çevresi su kanalları ile donatılmış.

I.Suryavarman (1002-1049) Budist kökenli olduğundan onun döneminde tapınaklarda Budist heykelllerin varlığı olağan hale gelmiş.

Tüm Angkor tapınaklarında bulunan devasa Vishnu heykeleri ise, ona bağlı olan II.Suryavarman (1112-1152) döneminde yapılmış. Artık Khmer uygarlığı doruk noktasına erişmiş, neredeyse yarımadanın tüm topraklarında Khmer krallığı egemen olmuş.

Bu arada Preah Ko, Bakheng, Koh Ker, Pre Rup, Banteay Srei, Kleang, Baphuon, Angkor Wat ve Bayon olmak üzere dokuz farklı dönemin özelliklerini taşıyan Angkor anıtlarının mimarisi 'Dağ-Tapınak' ana teması üzerine şekillenmiş. Diğer tapınaklar gibi Angkor Wat'ta da yapılar, gök bilimdeki gelişmişliklerini ortaya koyarcasına Kuzey-Güney, Doğu-Batı ekseni üzerinde milim sapma olmaksızın yerleştirilmiş, su dolu hendeklerle çevrili dörtgen planlı bir alana oturtulmuş. Dört yöne de açılan birer kapı yapılmış olmakla birlikte, girişler için hep doğu kapısı kullanılmış. Uzaktan bakıldığında dev ananasları andıran ve simetrisi ile hayranlık uyandıran tapınakta köşeli yapılar birbiri içine yerleşmiş. Tapınaklara giden ana yolun iki yanı Naga heykelleri ile donatılmış.

Ağustos 1296'da, komşu Tayland'ın ilk saldırıları başlamış bu zengin, güçlü ve ihtişamlı krallığın topraklarına. Düşmanlarla baş etmek zorlaşınca 1432'de güneye doğru kaçıp bu paha biçilmez tarih hazinesini ormana terketmişler. Ağaçlar dalları ile sımsıkı sarmalamış taş blokları, yemyeşil yaprakları ile bir örtü gibi örtmüşler. Yüz yıllar içinde taşlar ve orman biribirlerine öylesine kenetlenmişler ki kimi zaman taşlar destek vermiş kendi ağırlığından ayakta duramayan dallara, kimim zaman dalllar kuşatmış birbirinden ayrılmak üzere olan taşları kollarcasına. Ağaçların güçlü kökleri taşların üzerinde yılan gibi kıvrıla kıvrıla ilerlemiş. İlahi bir beraberlikmiş onlarınki. Dış dünyanın ilgisinden uzak, unutulup gitmişler yüzlerce yıl…



Avrupa ilk kez 1863 temmuzunda Fransız doğa bilimci Henri Mouhot'nun ölümünden sonra yayınlanan anılarından duymuş bu gizemli bölgenin adını. Sonra John Thomson 1866'da Angkor tapınaklarının ilk fotoğraflarını çekmiş ve on yılını burayı görüntülemekle geçirmiş. O güne kadar sadece bir kaç maceracının bildiği muhteşem yapılar böylelikle uzmanların ilgi odağı oluvermiş. Mayıs 1889'da Fransız mimar Lucien Fournereau, Angkor Wat tapınağına ait yedi büyük resmi Paris'te sergilemiş. 1922'de Marsilya'da ve 1931'de Pariste Angkor Wat'ın üçüncü terasının birebir ölçekli maketi sergilenince, uluslararası merak ve ilgi Kamboçya'ya yönelmiş. Ecole Française d'Extreme Orient (Uzakdoğu Fransız Okulu) teknik ve teorik zorluklara rağmen restorasyonu sürdürmüş, Unicef ile birlikte bir çok ülke de desteğini esirgememiş"





Şimdi, güçlü dalları ve kökleri ile yüzlerce yıllık taşları ateşli bir aşk gibi sımsıkı sarmalayıp kendine çeken ağaçlar kutsal emanetlerini bırakmaya hiç niyetli görünmüyor. Sık ormanın yemyeşil örtüsünden sızmaya çalışan ışık, rutubetten yeşermiş taşların üzerindeki Apsaras figürlerinde gölgeler oluşturuyor.



Burası Kamboçya!…Güneydoğu Asya'nın gözbebeği. Kutsal İmparatorluk tacı üzerindeki en değerli mücevher gibi.



   


YAZI : M.Emin ALTAN - Emel ALTAN EGE
FOTOĞRAFLAR : M.Emin ALTAN

KAYNAKÇA :
ANGKOR AN INTRODUCTION TO THE TEMPLES/DAWN ROONEY/ ODYSSEY PASSPORT BOOKS/CHICAGO-1997
ANGKOR HEART OF AN ASIAN EMPIRE/BRUNO DAGENS/THAMES AND HUDSON-NEW HORIZONS/NEW YORK-1995
CAMBODIA/TAYLOR-WHEELER-ROBINSON/LONELY PLANET/HONG KONG/1996
THE ART OF SOUTHEAST ASIA/PHILIP RAWSON/WORLD OF ART/SINGAPORE/1993

 
  Bugün 4 ziyaretçi (13 klik) kişi burdaydı!  
 
Arama.CC - Site Ekle, Link Ekle, Toplist, Url Ekle Eğitim Web Siteleri